TÜRKÇE / DEUTSCH
Dilin gurbetinde yolculuk ölüme çıkar bazen

Yaşamlarını dille özdeşleştiren yazarlar, şairler için, yurdundan sürülüp başka bir dile mecbur edilmek; örneğin ekonomik, akedemik nedenlerden dolayi yurtdışına çıkmış insanlarınkinden daha ağır sonuçlara yol açabiliyor. Para kazanmanın, kariyer yapmanın yurdu veya dili olmayabiliyor. Yazmanın, öncelikle bir dili ve bu dilin ete kemiğe büründüğü bir coğrafyası var. Bunlar yitirildiğinde, yaşam adına geriye hiçbir şey kalmayabiliyor. Ölüm, dilin gurbetinde yaşamaya, dilsiz kalmaya tercih edilebiliyor. Türkiye'de az çok bilinen Avusturyalı yazar Stefan Zweig'in yaptığı gibi.

Eserleri Türkçeye çevrilmiş Avusturyalı yazarların basında Thomas Bernhard, Elias Canetti, Peter Handke, Barbara Frischmuth, Ingeborg Bachmann, Micael Köhlmeier, Brigitte Schwaiger, Friederike Mayröcker, Erich Hackl ve Peter Turrini gelir. Zweig'i bu listeye katasım gelmiyor. Avusturya'da doğmuş ama Yahudi kökenli olmasindan dolayi burada yaşayamamış, eserleri yazdığı dilde yasaklanmış. O bir yurtsuz!. Onun şahsında, dilin gurbetine sürülmüş yazarları, şairleri anımsar ve anımsatırken, kendi yaramda gezinir buluyorum parmakuçlarımı. Dil yarası kabuk bağlamaz.

Ele avuca gelmediği için sünger de çekemezsiniz. Sağaltılmadıkça, ağızlara pelesenk olur durur. Zweig, 1881'de Viyana'da doğdu. Yazmaya liseli yıllarda başladı. R. Maria Rilke'nin etkisindedir. İlk eseri, 1901'de yayımlandı. Hikaye ve dramalar birbirini izledi. Bir yandan da dünyayi dolaşmaya başladı. Çok sayıda sanatçıyla ilişki kurdu. Birinci Dünya Savaşı yıllarında, gönüllü savaş muhabiriydi.

Savaştan sonra, Salzburg'da yaşamayi tercih etti. Milliyetçiliğe karşı mücadelesini, ortak bir Avrupa kimliği üzerinde yükseltti. 1920'de ilk evliliğini yaptı. 1928'de Maksim Gorki ile tanıştı. Eserlerinin çoğu Rusçaya çevrildi. Almanya'da Naziler iktidarı ele alınca, Zweig Londra'ya gitti. Almanya'da kitapları toplatıldı. 1937'de ikinci kez evlendi. İngiliz vatandaşıyken, Amerika'ya göçetti. New York'a gitti önce. Arjantin ve Paraguay'ı dolaştı ve sonunda Brezilya'ya yerleşti. Brezilya'da gayet iyi karşılandı, kendisine önemli olanaklar sağlandı. Ne var ki eserleri elli dile çevrilmiş de olsa, kendi dilinde yasak bir yazardı. 1942'de, ikinci eşi Charlotte ile evinde ölü bulundu.

Dilin kemiği yoktur, dilin gurbetinde ölüme çıkan yolculuklarla ilgili de çok şey söyleyebilir. Zweig, genç yaştan beri dönem dönem depresyon geçirdi, denilebilir. Örneğin, eserlerinin edebi değerinden kuşkulu olduğundan da sözedilebilir. 1942'de Naziler henüz başarıdan başarıya koşuyordu ve bu, Avrupa'nın yıkımı, Avusturya'nın haritadan silinmesi demekti. Zweig, kendi dilinde kaybetmişti yani! Böyle bir dönemde Montaigne'yi okurken, "Yaşam başkalarının istemleri doğrultusunda sürer, ama ölüm kişinin kendi istemine bağlıdır" demesi bir ipucudur da denilebilir.

Çalışma masası çok titiz bir şekilde toplanmıştı. Mektupların pulları yapıştırılmış, kalemlerin uçları açılmış, geri verilecek kitapların üzerine gerekli notlar düşülmüştü. Avusturya nazilere teslim olmuş, Zweig'in eserleri Nazilerin ulaştığı her yerde yasaktı. Aklı başında ve kendi arzusuyla hayatına son verirken, lafi fazla uzatmadı: "Kendi dilimin dünyası battı. Fikri dünyam kendini yoketti. Uzun yıllar memleketsiz gezmekten tükendi gücüm..."

İnsanın, doğduğu memleketin dışına çıkması, daha önce tanımadığı ülkelerde yaşamasının bir çok heyecanlı, macera dolu yanı var elbette. Belli bir yaştan sonra, bir insanın gözü yol çeker de alıp başını, dünyanın başka bir bölgesine gider, orda yaşamayı tercih ederse, kim ne diyebilir? Ancak insanların yurtlarından zorunlu çıkışları için böyle söylenemez. Sürgün edilmiş hiçbir insana, cennet kadar güzel olsa bile, hiçbir gurbet yurt olmaz. Yurdundan kovulan, sadece bir yanıyla gitmiştir. Öteki yani, hep geride, yurdunda kalır. Gurbetle yurt arasında asılı durur hep. Daha çok gurbettedir, bazen ve güya yurduna döner. Meramını hangi dile dökeceğini şaşırır sık sık. Böyle olmasaydı, 1920-30'larda Almanca edebiyatın en çok okunan yazarı ve "bu harika ülke" dediği Brezilya'da onca hoş karşılanıp, misafir edilmişken ihtihar etmezdi Zweig.

                                                          (7 Nisan 2001 / Özgür Politika)

© huseyin-simsek.com | E-Mail: huseyin.simsek@gmx.at