KIZILÖTESİ RENGİNİ İSTEYEN KIZ

“Kızılötesi Rengini İsteyen Kız” romanın kahramanı Nurdem 13 yaşındaki bir kız öğrencidir. Geleneksel, yoksul ve ataerkil bir aile yapısı içinde büyür. Ortaokuldan mezun olduğu yıl yeni bir karar alır: Evdeki diktatörden (yani babadan) kurtulmak! Bir yatılı sağlık lisesinin giriş sınavına katılır ve kazanır.

Ancak okulda, dine dayalı ve daha büyük bir kolektif otoriteyle karşılaşır. Tüm öğrenciler, okul hayatının her alanına tek bir inancı ve ibadetlerini dayatan bir yönetimle karşılaşırlar. Aralarında Nurdem’in de bulunduğu küçük bir grup kız öğrenci, baskılara karşı çıkar. Birçok olay meydana gelir. Baskıya dayanamayan bazı kız öğrenciler okulu bırakır. Bir kız öğrenci ise canına kıyar. Nurdem başka bir okula sürgün edilenler arasındadır. Bir kadın müdirenin yönetimindeki yeni okulda, belli bir dinî baskı yoktur. Fakat, bu müdire de okulu bir kışla gibi yönetmektedir. Öğrenciler açısından, baskı ve yasakların nedenleri değişmiştir sadece.

Nurdem ve arkadaşları şahsında iki farklı yatılı okulda yaşananlar, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihidir. Cami ve kışlayla sembolize edilen, bütün bir topluma yüzde yüz egemen olma mücadelesi! Gücü eline geçiren, kendi baskıcı ve yasakçı sistemini kurma amacından kesinlikle şaşmıyor, vazgeçmek istemiyor.

Bir yatılı okulun yüksek duvarları arkasında yankılanan bu haykırış, tabii ki bir edebi eser çerçevesinde yankılanıyor. İki farklı baskıcı ve yasakçı paradigmanın cenderesinde sıkışıp kalmış bir toplumun, “yaşam tarzıma dokunma” çığlığı!