Annemin 40 yaşında yazdığı ilk mektup!

15 Mayıs akşamı, Anima Kültür Derneği’nin organize ettiği bir okumada yer alan yazarlar arasındaydım. Etkinlik, “anneler günü”yle bağlantılıydı ve Avusturya’da dönemin Federal Cumhurbaşkanının annesi Marianne Heinisch’in girişimiyle ilk kez 11 Mayıs 1924’te kutlanan Anneler Günü’nün 100. yıldönümüne ithaf edilmişti. Okuduğum metni burada paylaşıyorum.

HÜSEYİN A. ŞİMŞEK

Hapishanede dördüncü yılımdı. Bu süre içinde en çok mektubu annemden aldım. Annem okur-yazar değildi. Mektupları kardeşlerime yazdırıyordu. 1985’in Nisan ayında yeni bir şey oldu: İlk kez, annemin bizzat kendisinin yazdığı bir mektup geldi. Hapisane idaresi, bazen bir yılı bulan görüşme yasağı uyguluyordu. Ailelerimizden haber alamıyorduk uzun zaman. Görüşemediğimiz aylarda, annem semtimizdeki halk eğitim merkezide okuma-yazma öğrenmeye başlamış. 11 Nisan 1985 tarihli mektubunu bizzat kendisi yazmıştı.

Yasaklardan dolayı bazen mektup yazacak kâğıt da bulamazdık hapisanede. Annem bunu biliyordu. Bir A4 kâğıdını ikiye katlamış, yazdıkları kâğıdın sadece dörtte birini doldurmuştu. Kâğıdın dörtte üçünü, benim cevabî mektubum için boş bırakmıştı.

O kendi el yazması ilk mektup, ondaki azmin göstergesiydi. Bana büyük bir moral vermiş o mektup, aynı zamanda en azından bizim için tarihî bir belgeydi. Ne var ki hapisanede onu korumam zordu. Öte yandan, annemin benim kendilerine yazdığım bütün mektuplarımı biriktirdiğinden emindim. Fakat ben ondan gelen mektupları biriktirme şansına sahip değildim. Koğuş aramaları yapıldığında, yazılı her şeyi topluyor ve hiçbir şeyi geri vermiyorlardı. Dolayısıyla annemin kendi yazdığı o ilk mektupla ilgili kaygı içindeydim.

Neyse ki çözümü kısa süre içinde buldum: Kâğıdın o boş kalan dörtte üç yüzüne cevabî mektubumu yazıp postacı askere verdim. Böylece annemin kendi el yazması o ilk mektubu dışarıya çıktı. Hapisaneden çıktığımda, annemin bir kutu içinde bana teslim ettiği mektuplarımın arasında o mektup da vardı.

İşte, annemin kendi el yazması ilk mektubu:

Sevgili oğlum!

Önce selam eder, hasretle öperim. İyi günlerin dilerim Hüseyin. Dördüncü ayın 4’ü tarihli mektubunu aldım. Çok memnun oldum. Hemen bir cevap yazıyorum.

Yavrum, yazdıkların benim için çok değerlidir. Dilim dönüyor ama elim başaramıyor. Onun için derdine tam ortak olamıyorum. Ben 16 yaşında evlendim. Benim için ne bir evlenmek, ne bir yaşam… 18 yaşımda seni dünyaya getirmiştim. O zaman dünya benim olmuştu. Benim ilk çocuğumdun. Hem çocuğumdun, hem umudumdun.

Bizim köyde okul yoktu. Onun için başka yerlere gönderdim ki ben görmedim, benim çocuklarım görsünler, yaşasınlar diye. O hasretliğine böyle katlanırdım. Gözyaşlarımla yemek bir olurdu. Ama o zaman gene tatiliniz vardı. Şimdi ne bayram, ne anneler günü, ne babalar günü… Mahkeme için, biz her zaman avukatla görüşüyoruz. Ama kendin görüşsen daha iyi olur. Bir de Mart’ın 24’nde para postaya attım. Aldın mı? Yaz bize. Bir de bu mektuba pul koydum. Son selam.

Annen

Ben buna cevabî mektubumu 23 Nisan 1985 günü yazdım. Yani on iki gün sonra. O mektubumdan birkaç paragraf aktaracağım sadece.

Sevgili Anneciğim,

Kendi el yazman mektubunu, birkaç gün önce aldım. Çok sevindim. Mektubuna koymuş olduğun pulları da aldım. Çok çok sağol.
Sevgili Anneciğim, kendi elinle mektubun çok güzel. Sen kendin yazmaya devam et. Hem böylece, yazını da günden güne geliştirmiş olursun. Benim için, okunabilsin yeterlidir ve okuyabiliyorum da.

Bu mektubumu bilerek, senin mektubunun arkasındaki boşluklara yazdım. Yoksa dosya kâğıdımız olmadığından değil. Senin kendi elinle yazdığın mektubun ve aynı kâgıtta benim cevap mektubum! Sanırım, anlamlı ve güzel bir hatıra olacak bizim için. Mapushane mektupları büyük anlam taşır ve tek bir tanesi bile harcanmamalıdır.

Bugün Nisan ayının 23’ü. Ayrılığımızın dördüncü baharı bu. Kapımızın önündeki erik ağacı çiçek açmıştır çoktan. Biber ve domates fideleri boyatmıştır. Domates salatasını çok severdim. Dört yıldır, sofranızdaki yerim boş.

……………

Cevabî mektubum üç sayfa uzunluğunda. Bu beş kısa paragraflık alıntı yeterlidir.

Hapiste kaldığım yaklaşık beş yıl boyunca annem sadece mektup yazmakla yetinmedi elbette. Her hafta beni ziyarete gelirdi. Ancak o zamanlar, çok sık ve çok uzun süreli ziyaret yasakları uygulanırdı. Fakat o ve diğer anneler, ziyaretlerin yasak olduğu zamanlarda bile hep hapishanenin kapısına gelir, saatlerce bekler ve yakınlarını göremeden evlerine dönerdi. İstanbul’un en doğusundaki ilçede yaşıyorduk. Hapishane ise batıdaki ilçelerden birindeydi. Gidiş dönüş dört ila beş saat sürerdi. Ama annelerimiz için en büyük işkence, bizi göremeden eve dönmekti.

Annem şimdi 80 yaşında. Çok sayıda kitap okudu bugüne kadar. Bir ara günlük tuttu. O hapishane yılları en sık geriye dönüp konuştuğumuz dönemlerin arasında yer alır.

huseyin.simsek@gmx.at