TÜRKÇE / DEUTSCH
Gerçeklerin verdiği acılardan kaçmak isterken yakalandım kitabına!
En zor zamanlarda okudum kitabını. An be an gözaltılar ve tutuklamalar sürerken, açlık grevleri üzerine bir kitap okumak deliceydi. Ben, gerçekler ve onların verdiği acılardan kaçmak isterken yakalandım kitabına. Gerçeği çok acı bir ülkede sanatla uğraşıp kendimi avutmak varken seni okumak akıllı işi değildi.

 GÜLSÜN ERDOST / İzmir

Sevgili Hüseyin,

Çok güzel bir bahar sabahında, kuş sesleri eşliğinde selamlıyorum seni. Günaydın. Kitabını* bir süredir bitirmiş olmama rağmen sana yazamamıştım. En zor zamanlarda okudum kitabını. An be an gözaltılar ve tutuklamalar sürerken, açlık grevleri üzerine bir kitap okumak deliceydi. Ben, gerçekler ve onların verdiği acılardan kaçmak isterken yakalandım kitabına. Gerçeği çok acı bir ülkede sanatla uğraşıp kendimi avutmak varken seni okumak akıllı işi değildi.

Başlarda her kitabı ele alışımda gidip atıştıracak bir şeyler zulalıyordum başucuma. Hayri midesinden gelen seslere ve giderek artan baş ağrılarına meydan okurken, ben daha çok yeme derdine düştüm. Neredeyse okumaktan ziyade tıkınmakla meşguldüm. Ölüme karşı yaşam. Yaşamak için yemeyi seçmek ölüme bir direnişti bencileyin.

Hayri'nin öğürmeleri ve tükürmeleri başlayınca bırak yemeyi ben başladım öğürmeye. Gerçeği, çok gerçekçi yazmışsın yani. Zaten zordu, iyice zorlaştı hayatım. Sözcüklerin ardındaki duygu ve düşünce dünyasını iyi anlamak için yavaş okurum zaten.

Kitabı okumaktan da vazgeçemiyorum, bırakamıyorum bir kenara. Merak ediyorum, Hayri direnecek mi? Hayri dirensin istiyorum açlığa ve bedeninden gelen tepkilere. Dayansın, dirensin! Oysa ben açlığa hiç dayanamam, belki hiç girmezdim böyle bir eyleme. Yine de direnmesini çok istedim. Ben acıdan kaçmanın da insana dair ve çok insanca olduğunu bilmeme rağmen, Hayri'nin direnişini sahiplendim.

Sadece direngenliğini değil, Suna'ya olan aşkını da sahiplendim. Hayri'nin Suna'ya duyduğu o derin aşkı iliklerime kadar hissettim. Bir sözüyle onu seven adamı ayağa kaldıran ve onun dik durmasını sağlayan bu kadını ben de Hayri'yle beraber sevdim.

“... Suna, eskisinden çok daha güzeldi! Birlikte tanık oldukları en rahat günlerden çok daha umutvardı! Yıkımın en çirkin tortularından, geride bırakılması gereken sürüsüne bereket umutsuzluk abidelerinden birine saymamıştı Hayri’yi.”  

Hayri, Aragon’un karısı Elsa’ya duyduğu büyük aşkla kendi aşkını eş koşarken, Elsa’nın büyük şairi kerelerce aldattığından habersiz olmalıydı. Hayri’nin duyguları o dönemin duygularıdır, o dönemin Geist’ını yansıtır. 21. yüzyılda da böyle sevmek mümkün olsa!

Göbek bağını koparmış, bağımlılık içermeyen anne sevgisini de sevdim Hayri’nin. Velhasılı yazarın derin ve direngen ruhunun yansımalarını taşıyan bu romanı hayranlıkla okudum.

Her şey karşıtını içinde taşır. Bu beyazlıkta bir siyah nokta vardı elbette: “Ne olur, gencecik bir kızın bekaretini koruma asaletiyle koru bu sessizliğini!”

Bu sözler ve arkasındaki değerler sistemini ciddi bir eleştiri, başka bir yazının konusu olsun. Yazıldığı zamanın ve toplumun değerler sistemiyle örtüşüyor olması da kusuru hafifletmiyor kanımca.

“Bu Nasıl İstanbul”
adlı kitabını daha önce okumuş olmama rağmen, gerçek bir yazar olduğunu gencecikken yazdığın bu kitabı okuduktan sonra anladım. Kutlarım, sevgilerimle!


....................................................................................................
* “Ayrımı Bol Bir Yoldu Metris” adlı roman.


KİTAPLAR
ANTOLOJI
ETKİNLİKLER
© huseyin-simsek.com | E-Mail: huseyin.simsek@gmx.at