TÜRKÇE / DEUTSCH

Emre Saltık (sağda), Viyana'da yapılan görüşme sırasında. Yıl 2000.

Emre Saltık: Özgür koşullarda türkü okumak isterdim!
Avusturya’da, özellikle de Viyana’da en çok sahneye çıkan Türkiyeli halk ozanlarından biriydi Emre Saltık. 2000 yılında, yine bir konser dolayısıyla Viyana’dayken kendisiyle bir görüşme yapmıştım. Görüşme, Özgür Politika gazetesinde yayımlanmıştı. Saltık, ne yazık ki 11 Mart günü aramızdan ayrıldı. Onun anısına, 17 yıl önce yapılan ama güncelliğini koruyan o görüşmeyi paylaşıyoruz.

HÜSEYİN ŞİMŞEK*

Viyana - Dersimli halk ozanı Emre Saltık, bir konser için Viyana’daydı. Saltık’la kendi müziği, halk müziğinin sorunları ve Kürt müziği üzerindeki yasakları konuştuk. Saltık, konservatuar mezunu ozanlardan biri. 1980’de, İTÜ’ye bağlı Devlet Konservatuarı’na girdi ve 1984’te mezun oldu. Son sınıftayken, Arif Sağ’la birlikte çalışmaya başladı, stüdyolara girdi. Aynı zamanda, İstanbul-Aksaray’daki Arif Sağ Müzik Kursu’nda hocalık yaptı. İlk kasetini, 1987’de “Selam Sana Filistin Çözülme Diren” adıyla çıkardı. “Türkülerden Kaçamazdım”, “Dağlar”, “Dardayım” adlı kasetleri birbirini izledi. Son olarak, “Yıkılsın Sebebim” adlı kasetini dinleyicilere sundu.

Türkü tarzı hep esas. Böyle olmasına rağmen belli denemeler yaptınız, belli süreçler yaşadınız. Müziğinizin gelişim seyrini nasıl açıklayabilirsiniz?

Emre Saltık:
Müzikte, insanın kendine has bir tarz tutturması süreç alıyor. Benim de arayışlarım oldu. Arayışlarım, o zaman yanlış bir yere oturtuldu. “Özgün müzik” denildi. Bir tanım kaosu yaşandı. Daha Batı soundlu; altta Batı enstrümanları ve armonizasyonu Batı olan, ama üstünde yine halk motifleri yer alan bir tarzdı benimkisi. “Çağdaş halk müziği” denilebilir. Biraz sert olmasından dolayı, “protest çağdaş halk müziği” demek de mümkün. Son üç kasetimden önce, kendi çizğimi bulduğumu düşünüyorum. Daha çok geleneksel, daha çok halk kültürüyle iç içe olan, yaşamın içerisinden gelen, yaşamı sorgulayan çalışmalar. Türküler, kendi döneminin tanıklığını yapar zaten. Türküler, birer vesikadır. Hem geçmişte yaşanan olayları gün yüzüne çıkarmak, hem de günümüzde yaşananları gelecek kuşaklara aktarmak, diyebiliriz buna.

Son yıllarda, “özgün müzik” geri planda kalır oldu. Eski türkülere döndü çoğu sanatçı. Fakat hâlâ herkes, türkülerin çağına tanıklık yapmasında hemfikir. Yüzyıllar önceki ezgilerle yaşanılan çağa tanıklık edilmesi biraz çelişkili değil mi? Eskileri kıymete bindirmede, yeni yetkin ürünler ortaya çıkarılamamasının da etkisi var mı?

Emre Saltık:
Kendi tarzımın, bir dönem biraz daha protest olması, konjonktürle ilgiliydi. 12 Eylül yaşanmış, insanlar susturulmuştu. Hem protest okuyan bir sürü insan, ismini gizlemek zorunda kaldı. Daha fazla baskı altında kalmamak, engellenmemek için. Bu arada, 1600’lü yıllardan kalsa da evrensel bir içeriğe sahip -örneğin Pir Sultan’ın- söylemlerini öne çıkararak bir protesto çığlığı atmak denenebildi. Bu, geriye gitmek sayılmamalı. Pir Sultan’ın söylemleri, bugün de halkların derdine tercüman olabiliyor çünkü. Yine de ben, geçmişten kalan türküleri çok öne çıkarmaktan yana değilim. Her kasetimde, iki-üç tane geleneksel formdaki eski parçalara yer veriyorum. Son kasetimde, böyle iki türkü var. Gün ışığına çıkmamış, çocukluğumun türküleri. Şu da var: Benim benimsediğim “geleneksel tarz”, “eski tarz” olarak anlaşılmamalı. Son kasetimde, yedi-sekiz tane türkü formatında, ama bugüne tanıklık eden parça var. Bugünü, örneğin İstanbul’un varoşlarını anlatıyorlar.

Konservatuarlarda artık halk müziği eğitimi de verilmesinin birçok avantajı sayılabilir. Aşırı derecede bir “terbiye etme”, “hizaya sokma” da söz konusu değil mi? Hep aynı ses çıkıyor gibi. Bağlamada da çok teknik bir çalış tarzı mı var sanki?

Emre Saltık:
Halk müziği, günümüze kadar kulaktan kulağa ve usta-çırak ilişkisiyle geldi. Akademik boyutu, cumhuriyetin en büyük ayıplarından biridir. Kendi müziğinin konservatuarını, ancak 1976’da kurabilmiştir. Halk müziği, akademik anlamda gelişim sürecine, 1980’lerden sonra girebildi. Hatta diyebilirim ki tüm halk müziği enstrümanlarının da gelişim ve atılımı da aynı dönemde başlar. Bu konservatuarların katkısıdır. Halk müziği notalandığı, belgelendiği bir dönemi yaşamaya başladı. Ama işin bir de sorduğunuz boyutu var. Nida Tüfekçi şöyle derdi: “Evet, halk müziği yazılıp çizilmelidir, ama bunlar arşivlik olabilsin, unutulmasın, bir başkası da okuyabilsin diyedir. Türküler, hiçbir zaman notaya bakılıp bire bir okunmaz. Çünkü bu, bir duygu işidir de. Bana yazılı bir türkü getirseniz, bakarak üç kere okusam, her üçünde de farklı okuduğumu anlarsınız.” Türkülerin, böyle bir dinamik yapısı vardır. Söyleyen, türküyü yüreğinde hissetmiyorsa ve kendini de türküye gömmüyorsa, o bir şekilde sırıtır. Sırf Batılı olmak adına, gitarla bağlamayı birbirine uydurmak için yanlış nota basarlar. Türküyü, Batı formatına sokarlar.
 
Gitar zamanla zenginleşti, ancak bağlamada tam tersine bir yoksullaşma yaşandı. Enstrümental düzeyde gelişim çabaları ne durumda?

Emre Saltık:
Gitar, bağlamadan çok önde olan bir enstrüman. Gelişim sürecini tamamlamış bir saz. Bağlama ise henüz gelişim sürecini tamamlamış bir saz değil. “Şu son şekli”, diyemiyoruz henüz. Yeni yeni şeyler oluşuyor. Eskiden üç tane saz çalan insan yan yana gelip saz çalamazmış. Her sazın boyutları, ustasına göreydi. Aynı akordu çekme sorunu yaşanırdı. Gitar Afrika’da, Amerika’da, Türkiye’de aynı standardı yakalamış enstrüman olarak çalınıyor. Bağlamada böyle bir standart olmadığı için, üç kişi yan yana geldiğinde, aynı akordu çekip birlikte çalamazdı. Ne var ki bağlamada da artık yavaş yavaş bir standarda doğru gidiyoruz. Nedir bu? Çöğürden şekillenmiş, kısa saplı bir standart oluşuyor. O çöğür, 39 ila 41 arasında formatı olan bir boyutta yavaş yavaş şekilleniyor. Bunlar; ‘do’, ‘si’ ve ‘si diyez’ çeker. Yani, üçe indirmişiz. Bu üç boyutla oynayarak, yavaş yavaş tek bir standartta buluşma imkânımız var.

Kürt müziğine yabancı değilsiniz. Yasaklarıyla, atılımlarıyla nasıl bir süreç yaşanıyor?

Emre Saltık:
İlk fiili serbestliğin olduğu dönemde, ilk Kürtçe kaseti ben Yılmaz Çelik ile yaptım. Mahkemeleri hâlâ sürüyor. Kürt müziğindeki asıl sorun, hâlâ bu konudaki engeller ve yasaklamalardır. Kürtçe, bugün de tam anlamıyla serbest değil. Radyolarda çalınıyor, ama televizyonlarda yayınlanmıyor. İsterim ki her kasetimde üç tane, beş tane de Kürtçe okuyayım. Okudum, denedim de. Ama okuduğumda, bir şekilde önüm tıkandı. Yazılı medyada yer bulamıyorsun, büyük televizyonlar tavır alıyor vs. Kürtçenin bugünkü serbestliği göstermelik henüz. Kürt müziği de en az Türk müziği gibi özgür olmalı. Öyle özgür koşullarda ben de daha farklı türküler okumak isterim. Memleketimde, Mazgirt’te bir konser vermek isterim örneğin. (info@hallac.org)

...................................................................
* Bu görüşme, ilk kez 2000 yılı içinde, Avrupa’da yayımlanan günlük Özgür Politika gazetesinde yer aldı.


© huseyin-simsek.com | E-Mail: huseyin.simsek@gmx.at