TÜRKÇE / DEUTSCH

Hrant Dink nasıl bir dönemin tanığıydı?
“İçimizdeki Ermeniler”in Türkçeye çevrilen eserlerinde tarih içinde halklar arasında kurulmuş kardeşlik köprüleri var. Kendi egemenlik sistemlerinin selameti için bu köprüleri yıkan ve en son, Hrant Dink’in öldürülmesi örneğinde de görüldüğü üzere o köprülerin yeniden kurulmasını engelleyenlerin Türkiye’ye zararı o kadar büyük ki bunu ifade edecek söz bulamıyorum.

HÜSEYİN ŞİMŞEK

Kafkasya, Anadolu, Mezopotamya, Balkanlar... Dünyanın, etnik ve dini olarak en yoğun karışımın, çatışmanın ve aynı zamanda kaynaşmanın yaşandığı başlıca bölgeleridir bunlar. Dünyanın mazlum ulus ve halkları arasında, en çok köprü bu coğrafyalarda uçurulmuştur. Buralarda tarih boyunca uçurulmuş köprüleri yeniden inşa etmek ne yazık ki kolay olmuyor. Hrant Dink’in macerası bunun en aktuel kanıtı. Onca yıkıntı altında, uçurulmuş köprülerin ayakları dibinde yaşamak da bir o kadar zor. Hrant Dink’in macerası bunun da en aktuel kanıtı.

Öte yandan, uçurulmuş köprüleri zor da olsa yeniden inşa etmekten başka çaremiz de yok. Bunun başlıca şartı, yaşananları yaşandığı gibi yansıtmaktır. Tek yanlı, çarpıtan tarih okumalarını bir kenara bırakmak yani. Yaşananların, sadece tarih yazımıyla yansıtılmayacağını; müziğin, şiirin, hikayenin, romanın, resmin en az tarih yazımı kadar önemli rolü olduğunu unutmadan. Ki edebiyat alanında, 1990’dan sonra Türkiye’de kalan Ermeniler tarafından geliştirilen önemli bir çabaya tanık olduk. Bu yeni dönemde yayımlanan her eserin, yeniden inşa edilecek köprülerin ayakları için sağlam birer tuğla olması umudumuz vardı.

Türkiye’de kalan/yaşayan, farklı bir ifadeyle “içimizdeki Ermeniler”in sözkonusu edebi çalışmalarını mercek altına almak istiyorum. Ancak, 1990’dan sonraki yeni dönem ürinlerinde geçmeden önce, Anadolu’daki Ermeni edebiyatı tarihine kısca değinmekte fayda görüyorum.

 Anadolu’daki Ermeni köy edebiyatı

Anadolu’daki Ermeni köy edebiyatı, 19. Yüzyıl’ın sonlarına doğru gelişmeye başladı. Yazanlar ekseriyeten Van, Muş ve Elazığ’dandı. Erzincan, Diyarbakır ve Sivas’tan ise, belki sayıca daha az, ama bu edebiyat içinde ağırlıklı yerleri bulunan Hagop Mıntzuri, Mıgırdıç Margosyan ve Kirkor Ceyhan var. Van’da bir matbaa da kuran Hırımyan Hayrik, Ermeni edebiyatının Anadolu’daki öncüsü sayılır. Öncü Hayrik ama çığır açan, yine Vanlı Karekin Sırvantsdyants’tır. 1860-1915 yılları arasında yaşayan Harputlu Harutyunyan, birçok Ermeni edebiyatçı yetiştirdi. Anadolu Ermeni edebiyatından söz ederken anılması gereken diğer isimler şunlar: Palulu Melkon Gürciyan, Malkaralı Garo, Muşlu M. Keham.

Sonra? Sonrası, uzun mu uzun bir suskunluk dönemi. Türkiye’de yaşamış ve yaşamakta olan Ermeni yazarların daha önce Ermenice kitap halinde basılan eserleri veya Ermeni gazete ve dergilerinde yayımlanan yazıları, ne yazık ki ancak 1990’larla birlikte yavaş yavaş Türkçe olarak da gün yüzüne çıkmaya başladı. Ermenistan edebiyatından bir roman, ilk kez 1992’de çevrildi Türkçeye. Mıgırdıç Armen‘nin “Hegnar Çeşmesi” adlı romanı, Belge Yayınları tarafından yayımlandı. Bunu, sonraki yıllarda Türkiyeli Ermeni yazarların eserlerinin sırayla Türkçe olarak yayımlanması izledi.

Sonraki yıl, Anadolu Ermeni edebiyatı toplantılara, konferanslara taşındı. “Ermeni köy edebiyatı”, “Türkçe Ermeni edebiyatı” tartışmaları yoğunlaştı. İstanbul’daki Getronagan Lisesi’nden Yetişenler Derneği, 23 Şubat 1993 günü, “Bir Kitap Bir Söyleşi” adlı toplantıyla Türkiyeli Ermeni ve Türk edebiyatçıları, edebiyat dostlarını biraraya getirdi. Mığırdıç Margosyan, Murat Belge, Rober Haddeciyan, Aziz Nesin, Silva Kuyumcuyan, Vedat Günyol, Necdet Saka...

Söyleşiye konu olan Erzincan’nın Armudan köyünden Ermeni yazar Hagop Mıntzuri, kitabının adı, “İstanbul Anıları 1896-1907” idi. Hagop Mıntzuri’nin, 19. Yüzyıl sonlarına doğru gelişmeye başlayan Anadolu Ermeni köy edebiyatında önemli, kendine özgü bir yeri var. Mıntzuri’nin yazılarının tümü 300’ün üzerinde. Bunların büyük bölümü, Ermenice günlük gazete Marmara’da yayımlandı. İlk kitabı, 1959’da “Mavi Işık” adıyla yayımlandı. “Armudan”, “Turna Nereden Gelirsin”, “Yaşamış Olduğum Yerler” diğer kitapları. Mıntzuri’nin “İstanbul Anıları 1896-1907” adlı kitabı, 1994’te, Tarih Vakfı Yurt Yayınları arasında Türkçe yayımlanan ilk kitabı oldu. Aynı yazardan başka bir kitap, Aras Yayınları tarafından yayımlandı: “Armıdan Fırat’ın Öte Yanı.”

Hagop Mıntzuri’nin Türkçede yayımlanan ilk kitabı için, 1994’te, İstanbul/Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde düzenlenen panelde, Anadolu Ermeni edebiyatıyla ilgili önemli bilgiler aktaran 1953 Diyarbakır doğumlu Mıgırdıç Margosyan, kitaba direnen bir yazardı. Uzun yıllar, yazdıkları sadece Marmara gasetesinde yeraldı. İlk kez, “Gavur Mahallesi” ile Türkçe’de okurun karşısına çıktı Margosyan. Onu, “Söyle Margosyan Nerelisen” adlı kitap izledi. Aras Yayınları ise, 1997’de Sivas-Zara doğumlu Kirkor Ceyhan’ın, “Seferberlik Türküleriyle Büyüdüm” adlı kitabını yayımladı.

Halkların hümanizminden damıtılmış bir anlatı şöleni

Hagop Mıntzuri bir otodidakt. Yani, okul eğitimi görmedi, kendi kendini yetiştirdi. İki önemli özelliği daha vurgulanır. O, bir Anadolu (‘taşra’) insanıydı. İstanbul’a mecburen geldi. Beşiktaş, Ortaköy ve Kınalı adasında yaşadı. Ama, göbeğinde otururken bile, İstanbul’un örneğin sofralarına bir türlü alışmayacak kadar köy tutukunuydu.

Mıntzuri, çatal-bıçaklı yemek davetlerini, hep reddetti. Ziyaretlerini, yemek sonralarına denk getirmek için, özel çaba gösterdi. Evdeki hesabı çarşıya uymadığında, yani yemeğe denk geldiğinde, tok olduğunu söyledi hep. İstanbul’un görkemi onu zerre kadar cezbetmedi. Ne var ki köyünden söz açıldığında, sıkılganlığından bir dirhem eser kalmaz, coştukça coşardı.

Bu yüzden, İstanbul’u yazdığında da İstanbul’daki köyü, İstanbul’daki taşralıyı yazdı. Halayıkları, sakaları, hamalları, hamurkârları, süpürgecileri, ciğercileri, ekmekçileri... Başkalarının yazmaya değer bulmadıklarını yazdı. “Alt sınıf ve tabakalar”ın insanını, sadece birer ayrıntı olarak kullanmadı yazılarında. Bir kahramanı İstanbul Sinanpaşa Camii önündeki hamalsa, bir kahramanı Ağrı dağı eteklerindeki Kürttür; bir kahramanı Beşiktaş’taki süpürgeci Musa Çavuş’sa, diğer kahramanı Ortaköy’daki Tibetli doktordur. Ermenileri, Türkleri, Arnavutları, Arapları... Hepsini, sade ama renkli bir dille anlatır Mıntzuri. Bakışı dar değildir. Onu okuduğumuzda, yıllardır kıyılıp durulan halkların hümanizminden damıtılmış bir anlatı şölenine katılırız.

Çan sesleriyle ezan seslerinin birbirine karıştığı günler

Mıgırdıç Margosyan, Diyarbakır’ın ünlü Gavur Mahallesi yani Hançepek’ten yola çıkarak, Diyarbakır’ın insanlarını, mekânlarını sihirli bir oymak gibi farklı bir şekilde ve yeniden koydu orta yere. Meğer, Diyarbakır’la ilgili çok şey okumakla övünenlerimize bile, bu kentin birçok kapısı kapalıymış Margosyan’dan önce. Oysa o kentin buğulu, otantik zaman tünelinde yolculuk yapmak hepimizin hakkı. Buğday kokan, yufka kokan, yarma kokan bir egzotik yolculuk. Yanık, sevda kılamlarının, dostluğu ve kaynaşmayı işleyen türkülerin eşliğinde hem de. Bir etnik senfoni gibi gelenekleri, sevinçleri, üzüntüleri ve coşkularıyla Diyarbakır.

Halklar düzeyinde, “sıradan insanlar” nezdinde Kürtlerin, Türklerin, Ermenilerin, Arapların ilişkilerini bilmek mi istiyorsunuz? Margosyan, başvuru kaynaklarınızdan biridir kesinlikle. Göreceksiniz ki halklar arasındaki dostluk köprülerinin taşları, yaşamın ayrıntılarıdır. Çan sesleriyle, ezan seslerinin birbirine karıştığı bir Diyarbakır’ı bugün hayal edemeyişinizle kahrolursunuz. Param parça edilmiş o halklar mozağinin parıltılarından, bugün nasipsiz kalan yüzünüz renkten renge girer. Aynı şeyleri Kirkor Ceyhan Sivas-Zara için, Hagop Ayvaz ve Yervant Gobelyan İstanbul için yaptı.

Gerek taşrayı, gerek kenti yazmış olsun, “içimizdeki Ermeniler”in Türkçeye çevrilen eserlerinde tarih içinde halklar arasında kurulmuş kardeşlik köprüleri var. Kendi egemenlik sistemlerinin selameti için bu köprüleri yıkan ve en son, Hrant Dink’in öldürülmesi örneğinde de görüldüğü üzere o köprülerin yeniden kurulmasını engelleyenlerin Türkiye’ye zararı o kadar büyük ki bunu ifade edecek söz bulamıyorum.

..............................................
huseyin.simsek@gmx.at 

© huseyin-simsek.com | E-Mail: huseyin.simsek@gmx.at