TÜRKÇE / DEUTSCH

Bakarkörler dünyası ve kör müzisyen Lechner’in aydınlığı
Işık yaratıcıdır deyip, bir dansçıyı piste saldığı ışıklara göre dans ettiren Emre Tuncer, sonra, kör bir müzisyeni çıkardı karşımıza. Yine bir tersinleme yaptı. Otto Lechner, fiziken görmüyor. Dinleti sırasında hiç ışık olmamalıydı öyleyse. Biz dinleyiciler de fiziken bir karanlığa gömülmeliydik. Biz de fiziken körleştik. Fiziki bir karanlık içinde, izlemek yoktu. Sadece dinlemek; dolayısıyla düşünmek, hislenmek, hayaletmek vardı.

Viyana’da bir süre önce, bir festival düzenlenmişti. Organizasyonu, Türkiye kökenli Emre Tuncer’in başında bulunduğu “dasLoch“ adlı dernek üstlenmişti. İlk gün çok anlamlı iki etkinlik izledik. İlki, bir ışık ve dans gösterisiydi. Işık eşliğinde dans gösterisi değil, dans eşliğinde bir ışık gösterisiydi bu! Bilirsiniz, birileri pistte dans eder, onların hareketlerine uygun ışıklandırma yapılır genelde. Burada tam tersi sözkonusuydu. Dansçı Christian Aichinger, piste ışık efektleri salan Emre Tuncer’in yönlendirmesiyle dans etti. Piste inen ışığa göre, kan, ter içinde bir gösteri sundu Aichinger. Bu bir tersinleme denemesiydi. Hep yedeklenenin aslolması muradı, sürekli yedekleyenin tali kalması!
 
Işık, neden yaratıcıdır? Çünkü ışık aydınlatır, görünmeyeni görünür yapar. Işık tutmak aydınlatmaktır. Bu ışıkları, hem dışımızdaki doğanın, hem kendi eserimiz yapay doğanın kimi kaynaklarından alırız. Güneş, ay, yıldızlar; sokak lambası, projektör, el lambası, mum... Her yansıtan, aydınlattığı şeye göre kaynak olur. Buraya kadar fizik kapsamında bir eylem sözkonusu. Sabah sabah kalkıp perdelerinizi açtığınızda, pencerenizden güneş dolar içeri ve odanız aydınlığa keser. Fakat insanın bütün eylemleri, kültür yüklü öyle birer yumak ki hiçbir şey tek boyutlu değil. Işık tutmak da, aydınlatmak da sadece fiziki bir etkinlik olarak kalmaz. Aynı madalyonun iki yüzü gibi anlaşılması gereken beynin ve yüreğin, düşüncenin ve duygunun gözüyle ışık tutma, aydınlatma var bir de. Hatta asıl insanca olan da bu. Bir ötekine bir bilgi, bir fikir aktarırsınız, bir sevgi beslersiniz; ötekini ışıl ışıl parlatırken kendiniz de aydınlanırsınız. Her yansıtan, aydınlattığına göre kaynak olur, demiştik. Bu, fiziki aydınlatmada da böyle, beyin ve yürek gözüyle ışık tutmada da. Düşüncenin ve duygunun gözüyle ışık tutmak, yine de daha insanca. Fiziken ışık tutmada, insan doğadan aldığı bir ışığı yansıtır ya da maddeyi değiştirip yine doğadan bir ışık kaynağı üretir. Beyin ve yürek gözüyle ise, yansıtan olmayı, aracılığı bir kenara bırakır insan, bizzat kendisi ışık olmayı yeğler.
 
Işık yaratıcıdır deyip, bir dansçıyı piste saldığı ışıklara göre dans ettiren Emre Tuncer, sonra, kör bir müzisyeni çıkardı karşımıza. Yine bir tersinleme yaptı. Otto Lechner, fiziken görmüyor. Dinleti sırasında hiç ışık olmamalıydı öyleyse. Biz dinleyiciler de fiziken bir karanlığa gömülmeliydik. Biz de fiziken körleştik. Fiziki bir karanlık içinde, izlemek yoktu. Sadece dinlemek; dolayısıyla düşünmek, hislenmek, hayaletmek vardı. Gözlerimizi işlevsiz bırakıp, beyin ve yüreklerimizin gözlerini açtık. Işık yaratıcıdır ama, sadece fiziki ışıklarda, fiziki aydınlatmalarda takılıp kalmayın, insan olduğunuzu unutmayın çığlığıydı bu. Gömüldüğümüz fiziki körlüğü hallaç pamuğu gibi atan, harman yerinde kehribar buğday tanelerini sapından, samanından ayırmak için savururcasına bir melodi fırtınası koparan Otto Lechner, bakabilen fakat göremeyenlerden değil; görme duyusuna fiziken sahip olanlar gibi fiziken bakamasa da görebilenlerdendi. Acıma duygusu yüklü ‘âma‘ ya da ‘görme engelli‘ gibi ifadeleri bırakalım bir kenara. O fiziken kör bir müzisyen. Kaşlarının altında adına göz denen iki yuvarlak organı işlevsiz. Gözleri kör ama yürek gözüyle görüyordu hayatta olup biteni. Yüreğin gözüne de en iyi, ezgili bir görme ve gösterme biçimi yakışır. Bir akordeon virtiözü sayılmayı haketmiş Lechner, gören gözlerimizle saatler, günler, aylar ve bazen yıllarca baksak bile göremeyeceklerimizi, yüreğinin gözüyle seriverdi önümüze. Bir sandalyeye kurulup, kasıntılı kasıntılı bir zahmet kollarını kaldırıp, parmaklarını mağrur mağrur dolaştırarak çalmadı. Bütün bedenini, her bir organına ayrı ama birbiriyle ahenkli devinimler yükleyerek kullandı sahnede. Onu dinlerken, birazdan kanat vurup uçacakmış gibi hissedersiniz. Çalarken sürekli yaşamdan kısa alıntılar yaptı, hikayecikler kattı, ses efektleri kullandı. Ufak tefek bir adam, tek bir akordeonla bir orkestra kesildi.
 
“Körleşme“ adlı romanın yazarı Elias Kanetti’nin ülkesinden kör bir müzisyen, karanlığın içinde, insanlığı asıl kötürümleştiren körleşmenin altını çizdi. Yüreklerin gözlerindeki bozukluğa, kaç numara olursa olsun hiçbir gözlüğün fayda etmeyeceğini haykırdı. Beyinlerinizin gözlerindeki şaşılıkları lenslerle gideremezsiniz, dedi. Evet, her türlü ışık yaratıcıdır bir şekilde. Fakat en insani olan, beyinlerin ve yüreklerin kaynaklık ettiği aydınlatmadır. 
 
----------------------------------------------------------
(Hüseyin Şimşek, Öneri gazetesi, 27.07.2005) 

© huseyin-simsek.com | E-Mail: huseyin.simsek@gmx.at