TÜRKÇE / DEUTSCH

İmgelerdeki yasak ve yasağın imgelettikleri

Şair için imge, şiirini oluşturmasının temel taşıdır. Anlamı tamamıyla boğuntuya getirmemek koşuluyla, imge yoğunluğu, bir şair için ustalığın başlıca kıstasları arasında yeralır. Her şair, kurduğu her imgeyi dolaylı ya da dolaysız, duyulur bir kaynaktan alır. Mutlaka bir duyulur kaynak kullanarak kurar imgeyi. Ki imge, yaygın yüzeysel kabulün tersine, salt duygularla oluşturulan bir tasarım değil; düşünce dediğimiz her şey, dış dünyadan duyumlarla alınan birer imgedir. İmgenin kotarılacağı kaynakta ise sınır yoktur.

İşte, farklı adlandırmalarla bilinen, anılan her belirli coğrafya da şairler için duyulur bir kaynaktır. Her coğrafya, kendine göre görülen, tadılan, hissedilen, kokusu alınan bir yeryüzü parçasıdır. Kendine has bir tarihi vardır. O özgün tarihinin kanıtlarını barındırır, bilgilenme ve duygulanma kaynağıdır. Yaşanmış ve yaşanmakta olan uygarlıkların canlılığını taşır.

Örneğin, Nazım Hikmet'in 'Davet' şiiri, bir toprak parçasının en güzel şiirsel tanımlarından biri olarak pek ünlüdür:

Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!

Halk yığınlarına malolma bazında en yaygın bilinen şairlerimizin bir diğeri Ahmet Arif de Anadolu için ustaca imgeler kurmuştur. Onun, 'Anadolum' adlı şiiri en çok ezberlenen şiirlerden biridir.  

Coğrafya, şair ve şiir için yaptığım tüm bu genellemeler, çok doğal olarak Kürt şairler ve Kürdistan coğrafyası için de geçerlidir. Dahası, Kürt olmayan ama Kürdistan'ı gören, bilen, duyan şairler de Kürdistanî imgeler kurar; sayıları kabarık değilse de buna örnekler sıralanabilir.

Benim bilgilerime göre, Türkçe şiirde 'Kürdistan' adını ilk kullanan Turgut Uyar oldu. Uyar, asker kökenli bir şair. Görevli olarak Kürt illerini ziyadesiyle dolaştı ve tanıklıklarını kimi şiirlerinde aktardı. 'Yokuş Yola' adlı şiir böyle bir üründür:

Güllerin bedeninden dikenleri teker teker koparırsan
Dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar
Dikenleri kopardığın yerleri bir bahar filan sanırsan
Kürdistan'da ve Muş-Tatvan yolunda bir yer kanar
.........................

Kürdistanî imgeler için başka özel durumlar var. Çünkü, yazanın ulusal kökeni ne olursa olsun, Türkçe yazılan şiirde kullanılması riskli tanımların ilk sırasında Kürdistan yeralageldi. Risk, kitabın yasaklanmasından yayıncının para cezasına boğulmasına, şairin hapsedilmesinden öldürülmesine kadar büyüyebildi.

Kündistanî imgeler üzerindeki bu risk ve yasak, iki farklı işlev yüklendi aslında. Bu işlevlerden ağırlıklı, esas olanı negativdir. Yasak, şairleri sınırladı. Hareket alanlarını daralttı. Kullanabilecekleri söz dağarcığını eksiltti. Şairler kurdukları coğrafik imgede, ülkelerinin tarihteki adını kullanamadı. İpuçları verip anlaşılmasını istediler. Ya da aynı ülkenin değişik bölümleri için kullanılmış sınırlı, tarihi adlandırmalara başvurdular. Kürt ülkesinin parçalarıyla ifade edilişinde en yaygın kullanılan adlandırmalar, Mezopotamya ve Medya'dır örneğin.

Öte yandan bu yasak, bir ölçüde nesnel olarak pozitiv bir işlev görmedi de değil. Yasak, imge de içinde çok değişik söz sanatlarına başvurmaya zorladı şairleri. Bir mecburiyetin ürünü bile olsa, bir ürünü sanat ürünü yapan dolaylı anlatımı gerektirdi. Sonuçta bakıyorsunuz, Kündistanî imgelerin hem sayısı, hem çeşidi Türkiye için kurulmuş imgelerden (daha çok mu bilemiyorum ama) daha revaçta.

 

Yasağı umursamayanlar ya da dolaysız adlandıranlar

Türkçe şiire baktığımızda, bu konuda ilginç bir tablo çıkıyor karşımıza. Kürtler ve ülkeleri, 80'lerin sonlarında şiire yoğun olarak girmeye başladı. Soysal Ekinci'nin ilk şiir kitabı, "Biri Yitik İki Ülke" ismini taşır. Şiirlerdeki "yitik ülke" Kürdistan'dır, ikinci ülke ise Filistin. Soysal, kendi ülkesinin adı yerine değişik sıfatlar kullanarak, onu Filistin'le karşılaştırır, eşleştirir. Soysal Ekinci'nin ikinci kitabı 'Çağrı', 1990 yılında yayımlandı. Şair, ikinci kitabında ülkesinin, cografyasının adını değişik sıfatlandırmalara başvurmadan kullanmaya karar vermiştir.

Söylemesi gerektiği yerde, 'Kürdistan' der. Ekinci'nin adı geçen kitabı toplatıldı, hakkında dava açıldı ve hapis cezasına çarptırıldı. 1993 yılında intihar ettiğinde, hem bu ceza yüzünden, hem de askerlik görevini yapmayı reddettiği için aranan, kaçak bir şairdi.

1990 yılı içinde yayımlanan başka bir şiir kitabına geçiyorum. Sefa Fersal, 'Partizanın Günlüğü'nde, Kürdistan adını iki kez kullanır. "Adının halleri" adlı şiirinde şöyle der şair:

sonra
öte evrene götüreceğiz sevdayı
                            -seyr-ü sefayı
                            hoşgeldinleri...


kürdistan'a ışıyan feodal yıldızlarını
al yaşmaklı mor fistanlı kızlarını
.......................

Sedat Yurttaş, 1992'de çıkan 'Orkestra Yeni Ezgiler Çalacak' adlı eserinin tek Kürtçe şiirinde Kürdistan adına yer verir. "Üç Bin Yılın Destanı" Serdar Can'a ait bir şiir kitabı ve 1993 yılında yayımlandı. Kitabın, 'İronika' adlı son bölümünde, ‘Kürdistan Bağırıyor’ şiiri yeralır.

Haydar Oğur'un "Dersim Kaç Behzatça Yangındır' kitabı, 1994'te çıktı. Kürdistan adı, iki kez geçer eserde. Şair Oğur, Turgut Uyar'ın daha önce sözünü ettiğim ve Kürdistan sözcüğüne yer veren şiirine atıfta bulunarak, kurmuş şiirini. Zaten şiirin adı da "Yokuş Yol'a Nazire".

Munzur çayının geçtiği bük boylarına kadınlar iserse,
Kadınların çarşaflarına nehirler akar

Kürdistan'da bük-Dersim yolunda bir yer kanar
...............

Bir yıl sonra, yani 1995'te Ali Biçer'in 'Aşk ve Düş' kitabı yayımlandı ve bu kitapta da Kürdistan adı sık sık kullanılıyordu.

 

Yasağı imgeleştirmek ya da dolaylı anlatım

Kürt ülkesinin dolaylı anlatımında neler çıkıyor karşımıza? En başta, yasağın kendisi imgelere yüklenmiş durumda. Fadıl Öztürk, 'Suyu Uyandırın Sesim Olsun' adlı eserinde, bu sıkıntıyı dile getirir: ‘Ülkem, çılgınlık menzilinde coğrafyam adsız’, der. Emir Ali Yağan'ın, 'Urmiye Mavisi'nden "De-Lori" adlı şiir:

Hüseyin Elçi, 'Kalbimin Uçurtmaları Yaralıdır Şimdi'de aynı soruna parmak basar: Mehmet Çetin 'Birağızddan' adlı kitabında yer alan "birağızdan Hoybun.. birağızdan İntifada" şiirinde,

Kendi çalışmalarımdan da sözetmek isterim. "Sömürge Kentlerin Aysız Geceleri" adlı şiir kitabım, Şubat 1992'de yayımlandı. Kürdistan sözcüğü yasak olmasaydı da adını "Sömürge Kentlerin Aysız Geceleri" koyacaktım kitabın. Ama ilgili şiirimde ‘Kürdistan'lı birkaç kafiye düşeceğim muhakkaktı. Otosansür uygulama fikri o günkü koşullarda ağır bastı. Otosansüre giderken, sadece kendinizden yola çıkmıyorsunuz. Yayımlanabilmesini, okura ulaşabilmesini vs. daha bir dizi şeyi hesaba katıyorsunuz. Kitaba da adını veren "Sömürge Kentlerin Aysız Geceleri" adlı şiirden iki mısra almak istiyorum buraya:

yüreğimin en kutsi yerine bağdaş kurmuş dikta mülkü ey mahzun ülke
seni en doğru telafuzun bedeli
bütün bu kıyımlar

 

Sonuç olarak:

Kürdistan adının yerine en sık kullanılan tanım, 'yitik ülke'. Bunu, 'yokülke' ve 'yoksayılan ülke' izler. Bir dizi somut örnek:

Ahmet Can Akyol: 'adı yasak topraklar', 'varlığı yoksayılan topraklar', 'gülvatan'. Sedat Yurttaş: 'Bereketli yarım ay'. Emir Ali Yağan: 'fiarkılar ülkesi', 'Medya'. Fadıl Öztürk: 'Kar öreni coğrafya', Hüseyin Şimşek: 'düşbazlar ülkesi', 'Medya', 'bir yaprağın dört kırığı'. Mehmet Çetin: 'can ülke', 'mülteca'.

Edebi bir üründe, dolaylı ve doğrudan anlatım düzeyi olarak, iki düzeyli bir anlatımın varlığı tartışılmaz. Dolayısıyla şiirde, Kürt ülkesinin sadece 'Kürdistan' olarak yeralması sözkonusu olamaz. Hiç de riskli ve yasak olmamasına rağmen, her şair Türkiye'yi anlatırken ille de Türkiye dememiştir. En ünlüsü, Nâzım'ın, 'bir kısrak başı gibi uzanan bu vatan' diye devam eden dizesi olmak üzere, çok sayıda imge kurulagelmiştir.

Ancak, Kürt ülkesi için dolaylı anlatım düzeyi, önemli oranda yasağın ürünü. Bu yasağın imgelerdeki izi ve gölgesi silinmeli ki hiçbir şair inadına Kürdistan demesin; hiçbir şair, Kürdistan diyemediği için çok dolaylı ve eksik anlatımlara sapmasın.

Eğer bu yasak olmasaydı, takdir edilecek bir estetik düzey ve yoğun şiir işçiliğiyle Kürtlere ve yaşadıkları coğrafyaya bir kitabını ayıran Hilmi Yavuz, bu kitabın başından sonuna kadar "Doğu" tanımını kullanacak mıydı? Elbet de Doğu, Kürdistan'ı; doğulu ise Kürdü aşkın bir tanımdır. Sorun, şairin Kürt ve Kürdistan demek istediği yerlerde de yasaktan dolayı Doğulu ve Doğu demesidir. Bir kitap boyunca tek bir 'Kürt' sözcüğüne rastlayamıyoruz. Oysa, Hilmi Yavuz'un mısralarında öyle Kürdî edalar var ki!

(04. 12. 1999/Siebenstern Kültür Merkezi-Viyana)

© huseyin-simsek.com | E-Mail: huseyin.simsek@gmx.at