TÜRKÇE / DEUTSCH
İlk Kemal’in günahı

O, yaşadığımız topraklarda yükselen ilk ulusal kurtuluş dalgaları döneminde, kendi ulusu adına sesini yükseltmiş bir teorisyen, elini taşın altına koymuş bir örgüt adamı, şair, oyun yazarı ve gazeteciydi. “İntibah“ adlı eseriyle, Türkçe’nin ilk üçüncü romanına imza atan bir edebiyatçıydı. Çürümüş imparatorluktan kurtulmak gerektiğini çok çabuk gördü. Yeni ve modern bir devlet için, “yaşasın hürriyet ve meşrutiyet“ diye bağırdı. Bunun için kitaplarının dağıtımı, oyunlarının sahnelenmesi yasaklandı. Üç yıldan fazla hapiste, 11 yıl sürgünde kaldı.

O, iki meşrutiyet denemesinden sonra, dağılırayak cumhuriyete geçilen sürecin mimarları arasındaki ilk Kemal’di. O, Namık Kemal’di! O ve kuşağı, iz düşüren, yol açandı. Mustafa Kemal ve kuşağı ise, izi süren, yolu yürüyendi. Nasıl mı?

Namık Kemal, 1867‘de Paris’e kaçtı. Orada sürgün edilmiş diğer Osmanlı aydınlarıyla buluştu. Onun gittiği yıl, Paris’teki aydınlar, Mısırlı Mustafa Fazıl Paşa’nın öncülüğünde bir deklerasyon yayımladı. Mesrutiyete götürecek örgütlü faaliyet açıkça başlatılmış oldu. 1876’da, I. Meşrutiyet ilan edildi. Namık Kemal de dahil, kaçan ve sürülen aydınlar geri dönüp, ilk anayasa çalışmalarına katıldılar.

Ne var ki I. Meşrutiyet'in ömrü uzun olamadı. II. Abdülhamit, 1878'de parlamentoyu kapatıp, anayasayı rafa kaldırdı. Padişahın yaptığını anlamak zor değildi. Zayıf bir anında kabul ettiğini, gücünü toplayınca reddedivermişti! Ama, meşrutiyete zorlayan aydınlara da bir şeyler olmuştu bu arada. Evdeki hesapları çarşıya uymamış gibi bir halleri vardı. Heyhat! “Yaşasın hürriyet ve meşrutiyet“ diye haykıran Namık Kemaller, imparatorluk içindeki diğer ulus ve azınlıkların da bu gidişattan yararlanmak isteyeceklerini, nasıl da akıl edememişti!

I. Meşrutiyet denemesine kadar, Namık Kemal en sertti, en keskindi. Sonraki on yıl içinde, bu coşkusunu yavaş yavaş yitirdi. İmparatorluktan kopup bağımsızlıklarını ilan eden yeni devletler çoğaldıkça, o, adım adım suskunluğa gömüldü. Sadece Türkler için değil, bütün uluslar için, birlikte ya da ayrı, ama özğür ve eşit bir dünyanın kemaline bir türlü ermiyordu aklı. Hüsrana dönen ilk meşrutiyet denemesinden sonra, Türkiye’nin başına musallat edilen inkârcı, baskıcı, yasakcı resmi ideolojinin ilk mimarı kesildi.

Fazlasını merak eden, “Namık Kemal’in Özel Mektupları“ adlı kitaba bakabilir. 1878‘de, Menemenli Rıfat’a yazdığı mektupta, aynen şunları savunur:

“Elimizden gelse, memleketimizde varolan dillerin Türkçe dışındakileri mahvetmeye çalışmak gerekirken; Arnavutlara, Lazlara, Kürtlere birer alfabe tayiniyle bir manevi silah mı teslim edelim?..“

Bir ulusun ya da azınlığın kendini koruması, geliştirmesi ve başka ulus ve azınlıkları içinde eritmesi için, dilin dinden daha etkili, daha kesin bir araç olduğunu da belirten Namık Kemal, oldukça da gerçekçidir. Aynı mektupta, şunları da vurgular: “...Rumlara, Bulgarlara bizim dili kabul ettirmek mümkün değildir; fakat Arnavutlara, Lazlara, yani Müslümanlara kabul ettirmek çok kolaydır. Oralarda, uygun yolda idare edilir, okullar yapılır ve hatta bizim eğitim programının hükmü icra edilirse, yirmi yıl sonra Lazca, Arnavutça bütün bütün unutulur...“

Yani, bugünkü resmi ideolojinin kemaline ilk erenler Namık Kemallerdi. Bundan tam 124 yıl önce yapılmaya başlanan bu yanlış hesabın Bağdat’tan döndüğü günleri yaşıyoruz şimdi. Fakat bu yanlış hesap, ömrü 80 yıla dayanan koca bir cumhuriyetin temel ideolojisi oldu. Yıllarca ve sayısızca zenginlik toprağa gömüldü.

Bağdat’tan dönecek yeni hesapların peşinde koşturanlara duyurulur!

                                                             (11.10.2002/Özgür Politika)

© huseyin-simsek.com | E-Mail: huseyin.simsek@gmx.at