TÜRKÇE / DEUTSCH
Ezeli Olan Şiir Ebedidir

Önce müzik vardı; sonra, şiir müziğe sözlendi. Tiyatro, hikaye roman derken, şiir elindeki, eteğindeki konuların çoğunu 'kaptırdı'. Her yeni edebiyat türü, şiirin alanını daralttı. Kuşatılan şiir, derinleşmeyi alanının darlaştırılmasına bir çare olarak kullanmaya koyuldu. Şiirde görülen bütün akımlar, ekoller; kuşatma altındaki bu türün darlaşan alanda derinleşme kavgasının ifadesidir.

Görsel sanatlar, şiiri kıldan bir köprünün en ortasına sürmüştür bugün. Şiiri, türünün özüne yabancılaştırmadan mısra döken şairler, bir avuçtur bu yüzden. Şiir, kanamaktır çağımızda. Yüreği sökülüp alınmış bir dünya bu. Yürek yatağındaki kan pınarı olarak çağlar şair. Zamane edebiyat manastırlarının, saray ve köşklerinin herhangi birinde, imge ve kafiye şaklabanlığından medet uman ilan edilmiş mazbatalı şairler ise, şiirin kıstırıldığı kıldan köprünün yakınına bile sokulmaz. Kimi mısradan vazgeçemez bu şaklabanların. Kafiye düşkünüdür kimi. Kimi bir şekilde becerdiği imge salvolarını, hayatındaki bütün hezeyanların deşarj kanalı olarak kullanır. Şair kimliğiyle mindere çıkıp, şiir adına havlu atanlarının sürüsüne bereket. Her birinin sıvışması kendi kavlincedir. Son on yıldır rağbet görenleri, "azizim ben edebi tür farklarının kırıldığı, aşıldığı bir noktada duruyorum", deyinlerdir. Şiir yazan, ama şiiri savunmayan aymazlar takımını oluşturur bunlar.

Şiir edebiyatın ezelidir. Sadece ezeli bir edebilik değil bu, aynı zamanda ebediliktir. Ezeli bir edebi tür olan şiir ebedidir yani. Şu dünyanın sökülen yürek yerindeki kan pınarı bir avuç şair, şiirin edebi türlerin ezeli olma özelliği ve niteliğinden güç alarak mevzidedir.

Şiir, sonsuz bölünüp parçalanma özelliğine sahiptir. Her bölünüşündeki farklı parçalardan yeni edebi türler doğdu, ama her defasında, bölünebilme özelliğini koruyan bir şiir kaldı elde. Beslediği yeni edebi türler, bağrına hançer gibi saplandıkça, bir anlamda fazlalıklarını attı, sürekli yoğunlaştı şiir. Şiirin doğarken yerleştiği öyle bir has yeri var kı insan yaşamında, o yeri, ebediyen hiçbir başka edebi tür dolduramaz. Yani, şiire ölüm fermanları yazıladursun, şiir hayattaki en has yerine yerleşme aşamasına varıyor.

İlk insan bir ifade etme ve sonraki kuşaklara aktarma kanalı olarak, aşırı derecede işlevsel bir yükün altına sokmak zorunda kaldı şiiri. Tarih, felsefe, din adına her şeyini şiire kustu. Bunlar, canevinde birer ur olarak büyüdükçe şiirin midesine dokunur oldu ve şiir adım adım kustu hepsini. Bir şeyi o şey olarak yapamayanlar, kursaklarında kalan heveslerini şiirde dindirmeye çalıştıklarında, zamane ur olmaktan öteye geçemiyor bu yüzden. Şiiri "piç" etmeye çalışan bu zevat, şiirin kurtulduğu yükleri yeniden boca etmeyi marifet sayar. Şiiri, eski nazım kolaylıklarına hapsetmek ister örneğin. Müziğin, tiyatronun ve daha çok da sinemanın devasa teknolojinin uç beyi kesilmesi karşısında ucuz, kolay ve eskimiş nazım türlerini kullanarak, popüler kulvara oynar! İçinden bunca türü çıkaran ve haslaşıp hassaslaşan şiiri, eski günahlarına çekmenin truva atıdır bu tür şair.

Bu yanlışı tersinden yapıp, aynı amaca hizmet eden diğer bir grup ise, şiiri nazımsız bırakmak için debelenir. Bunu yapmanın yolu yordamı da bir değil. Kimi, şiiri, onun doğurduğu türlerden birine yamamak ister. Sahneden medet umar, tiyatroya sığıntı yapmaya kalkar şiiri. Oysa şiirin bunca inceldiği noktada, dramatik şiire yer bulunamaz artık. Manzum tiyatro tarihe havale edilmiştir çoktan. Fotograf, sinema ve televizyonun dünyayı bir görüntü şemsiyesi altına soktuğu günümüzde, pastoral tez, şiir için ölü noktadır. Öğretim araç ve kanallarının yoğunluğuna aldırmadan, didaktik mısralar döktürmek de beyhuda bir çaba. Şiirin has iki damarı, epik ve lirik damardır. Şiir bu iki boyutta, kendini biteviye yeniden yaratacaktır. Daha iyi bir dünya için ülküler, inançlar, coşkular, kavgalar bitip tükenir mi? Yaratılmış her daha iyi bir dünyanın, yaratılabilecek daha iyi bir dünyası her zaman olacaktır. Aşk, ayrılık, özlem, yalnızlık, acı, mutluluk... Bunlar bitmeyeceğine göre, şiirin lirik damarı da ebedidir.

Şiir, sözün incelişinin "en" noktasıdır. Bu incelme kabiliyeti, kopmamanın teminatıdır. Mikro teknolojinin ziplerine, sözün arzına inerek kafa tuttukça, hayata bambaşka bir bakış sunar. Apayrı bir duruş, tekboyutluluğun panzehiri olarak sürer gider.

                                                             (20.12.2002/Özgür Politika)

© huseyin-simsek.com | E-Mail: huseyin.simsek@gmx.at