TÜRKÇE / DEUTSCH
Sorgu memurumdan profesör Hallaçoğlu’na kalan miras

Yıllar önce, 1993 yılında, Aziz Nesin’in başında bulunduğu günlük Aydınlık gazetesinde, haftada bir yazdığım makalelerden birinin başlığı şöyleydi: ‘‘Ermenilik, ‘küfür’ olarak kalmasın bu topraklarda.’’ Türk Tarih Kurumu‘nun Başkanı Yusuf Hallacoğlu’nun son açıklamaları, o dileğimin gerçekleşmesinin pek de kolay olmadığını bir kere daha gösterdi. Bunlar, hem toplumsal, hem bireysel bir travmada debelendiğimizin de yeni göstergeleri. Karman çorman bir toplumsal hafıza ve tarih bilinci!

Aynayı yaşamıma tutarak, bu çarpık bilinci kendi çapımda deşifre etmek istiyorum. Ki bunu herkese öneriyorum: Aynayı, kendi yaşamınıza tutun!

Çocukluğumuzda anne, baba, büyükbaba, büyükannelerimizin ne zaman herhangi bir nedenden dolayı bizi azarlasa, dillerine pelesenk ettikleri küfürlerden birkaçı şunlardı: ‘Ermeni tohumu’, ‘Ermeni dölü’, ‘Ermeni’nin piçi’... Köyümüzün tamamı Alevi‘ydi. Küfreden Alevi olunca, Yezid ve Muaviye ile paralellik kurularak üretilen küfürler, en çok kullanılan ve en ağır sayılanlardı. Ömer, Osman, Bekir bunları izlerdi. Ama yine de bir gerçek vardı: Ermenilik ya da Ermeni gibilik, küfür lügatımazda has bir yere sahipti.

Şimdi, devletin tepe kurumlarından biri çıkıp, çocukluğumuzda bize çok kızdığında ‘Ermeni’ diyen anne-babamız için, ‘‘onlar Ermeni kökenli’’ diyor.

Peki Hallacoğlu, bütün bunları tarihi tezler olarak mı ortaya attı? Hayır! Alışık olduğumuz politik bir atgözlüğünün ürünü açıklamalar bunlar. Bir dizi illegal hareketi sıralayıp, bunları Aleviler ayakta tutup besliyor, diyor. Onun gibilere göre, Türk için en korkunç, en tehlikeli, en terörist varlık Ermeniler! Bunun için, illegal hareketleri beslediğini ileri sürdüğü Alevileri Ermeni ilan ediyor.
Ben, kuşağımın diğer birçok genci gibi, bunları yıllar önce sorgu odalarında, sorgu memurlarının ağzından dinledim.

Binlerce genç gibi, 12 Eylül’den sonra, henüz 19 yaşımdayken gözaltına alındım. İlk sorgum, Tuzla Merkez Komutanlığı’nda yapıldı. Askeri sorgu ekibinin başında, Yüzbaşı Bülent diye çağrılan bir subay vardı. Yüzbaşı Bülent, beni beyni yıkanmış bir genç sayarak, bir Ermeni oyununda nasıl da piyon olduğumu anlattı günlerce. Ona göre, Türkiye’deki bütün ‘aşırı sol’ ve ‘bölücü Kürt’ hareketlerini, Ermenistan’daki bir binbaşı yönlendiriyordu!

Yarıcılık yapan bir köylü ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştim. Bir fabrika işçisinin oğlu olarak gençliğimi İstanbul’da yaşadım. Lise son sınıftayken ilk roman denememi karalamaya başladım. Yarıcı ve yoksul köylülerin hikayesini anlatacaktım. Ki beni muhalif olmaya yönlendiren de yazmaya kalktığım, kendi yaşamımızın gerçekleriydi.

Gözaltına alındığımda, yüz sayfayı bulan roman denememi de almışlardı. Yüzbaşı Bülent, orada yazdıklarıma gözatıp devam ediyordu: ‘‘İyi niyetli bir gençsin, ama oyunun farkında değilsin.’’

Yüzbaşı Bülent, bunları söyleyip çıkardı sorgu odasından. Böylece, havuç seansı bitmiş sopa devri başlamış olurdu.

Aynı mantık yıllar sonra, Eruh-Şırnak eylemleriyle yeniden gündeme gelen PKK için, ‘‘Ermeni örgütü’’ dedi. Gazetelerin baş sayfalarında yer aldı: ‘‘Apo bir Ermeni’dir!’’ Sünnetsiz yakalanan her militan, bu iddiaların kanıtı olarak teşhir edildi. Yani, devletin en tepesindekiler, bu taktiğin tutacağına inanıyordu.
Şimdi, tam 27 yıl sonra, iddialı bir resmi kurumun başındaki profesör, o sorgu memurlarının söylediklerini tekrarlıyor. Sorgu memurunun yaptığını, taktik sayıp, mazur görmek mümkün belki. Ama sözkonusu olan bir tarih profesörü ve tarih yazan kurumun başkanı!

Doğru, tek tek olaylarda, tek tek bireylerde takılıp kalmayalım. Aynayı kendimize, kendi yaşamımıza da tutarak önyargılarımızı sıkı bir elekten geçirelim. Yüzlerce yerli ve göçmen halktan kalma uygarlık ve kültür, Türkiye’nin enternasyonal birikimidir, zenginliğidir. Bu birikim ve zenginlik, kavimler kapısının kalbine saplanan bıçak yapılmak isteniyor.

Aleviler, Ermeni kökenli olduklarının ileri sürülüşünü, bir hakaret sayacak değiller. Ama bu iddiayı ortaya atan, Aleviler’i itham etme derdinde. Aleviler’i, kendince o ‘büyük kötülük’ün kaynağı olarak göstermek için ‘‘Ermeni kökenli’’ diyor. Alevi inancını benimsemiş Ermeniler, Alevi bileşenleri içinde kendine has bir yere sahiptir. Ancak Alevilik bir inanç olarak, hiçbir ırkî ya da etnik kökenle eşitlenebilir mi?

Irkçıların kafası hayli karışmış görünüyor. Kimi Alevilik’i Türklük’ün özgün bir motivi olarak göstermek isterken, şimdi birileri de toptan ‘Ermeni kökenli’ yapıverdi. ‘‘Biz mezhep bilmeyiz, yolumuz vardır’’, diyen Alevilik, kendi kabına sığamazken, ırkçıların maşrapalarına mı sığacak? Bunlar, aktüel fayda ve çıkarların sansasyonel taktikleri. Ama sağlam durmak lazım. Kim kimi, kim bizi ve biz kimi nasıl aşağılıyoruz? Daha aklı selim bir kafayla, elimizi entellektüel vicdanımıza koyarak sık sık yeniden yanıtlayalım bu soruyu.

(14 Eylül 2007 / Öneri dergisi)

© huseyin-simsek.com | E-Mail: huseyin.simsek@gmx.at