TÜRKÇE / DEUTSCH

Herkesin yaşamında o yangın var!

Dünya görüşlerinin, ideolojilerin, inançların hangisiınde olursak olalım, hepimizin yaşamında yeri olan bir yangın var nicedir: Madımak! Tarihte, insanların tutuşturulmasıyla çıkarılan ilk yangın değildi bu; sonuncusu da olmadı. Öncesinde ve sonrasında –ne yazık ki- çokca örnek sıralamak mümkün. Fakat Madımak, insanların cayır cayır yakılmasında bir ‘milad’ oldu. Bastırılan, sindirilen bir toplumun ayağa kalkmasının ‘milad’ı. Hayır ama sadece Aleviler’in değil, Türkiye’de yaşayan, Türkiye’nin yakın tarihini bilen herkesin yaşamında, bu yangının bir yeri var. Birbirine taban tabana zıt etki ve gerekçelerle de olsa, kimse bu yangından muaf değil.

Madımak yangınının herkesin yaşamında bir iz bıraktığı kesin. Peki, nasıl bir iz? Bu sorunun yanıtı, doğal olarak muhtelif olacaktır. Kimi için, gericiliğin en barbar zulmü iken, başkaları için pekâla ‘şanlı kıyam’ sayılabiliyor. Yangının etkisi, ozan Arif Sağ’da farklı, ozan Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum’da farklı, baba Hasret Gültekin yakıldıktan sonra doğan oğul Hasret’te farklı tezahür etmektedir. Hepsindeki ortak yan ise, ateşin düştüğü yerde olmalarıdır. Ateş, düştüğü yeri yakıyor hâlâ.

Yangının muhtelif etkilerinden bir diğeri şuydu: Madımak’ta yükselen alev ve dumanlar, birilerinin gözünü kör etmişti ve onların çoğu hâlâ görmemeye devam ediyor. Dönemin başbakanı Tansu Çiller bunlardan biri. Ateşin düştüğü yerde yaşama savaşı verenlerden yana kaygı duymamıştı hiç. Yakanların koruyuculuğuna soyunmuştu alel acele: ‘‘Halkı, devletle karşı karşıya getirmeyin!’’ Başbakan böyle olunca, içişleri bakanı nasıl olurdu? Unutanlar için anımsatayım hemen: Görev yaptığı süre içinde, gaflet kervanlarını andıran cünleler kurmakla ünlenen bir Mehmet Gazioğlu vardı hani! Gazioğlu, ilk açıklamasında, düpedüz yakılan ve boğulanları suçlu ilan etti! Vali, emniyet müdürü, itfahiye ekipleri... Hangi biri sorumluluğunu ve suçunu unutmuş olabilir ki!

Madımak yangını, münferit bir olay değildi. Uygulayıcılarının maksadını aşan, beklenmedik boyutlar da sözkonusu değil burada. Zira, hem önce, hem de sonrasında benzerlerini sıralamak hiç de zor değil. Maraş Alevileri’ne 1978’de yaşatılan felaketin boyutlarından biri de insanların diri diri yakılmasıydı. Maraş Davası tanık ve mağdurlarından birinın zabta geçen ifadesinden: ‘‘24 Aralık günü, yukarıda isimleri yazılı evlerdeki kişiler, evimizi ateşe verdi. Ben ve oğlum kaçarken, oğlumu tuttular. 28 Aralık günü eşyaları toplarken, çocuğumun yanmış cesedini gördüm...’’ Edirne’nin Beypazarı beldesinde, Necmettin Yedikardeşler adlı 56 yaşındaki vatandaş, 14 Mayıs 1987 günü, Ramazan ayında içki içtiği gerekçesiyle hemşehrisi Ercan Gökçen tarafından üzerine ispirto dökülerek yakıldı. Edirne’den Van’a geçiyoruz! Yaklaşık kırk kişilik ‘dinen duyarlı’ bir grup, 8 Haziran 1993 günü, valiyi ziyaret ederek uyardı: ‘‘Yengün Oteli fuhuş yuvasıdır, kapatılmazsa gerekeni biz yapacağız!’’ Çok değil, iki gün sonra gereken yapıldı. 10 Haziran günü, adı geçen otelin ikinci katına çıkan kundakçılar, önce bir turist kadını boğarak öldürdü, sonra oteli ateşe verdi. On bir turist diri diri yanarak can verdi.

Suç, ceza ve yargılama; hak, hukuk... Her dönem bir grup ‘hassas’, ‘duyarlı’ vatandaş çıkıp devleti, hükümeti, mülkî idareyi devre dışı bırakıveriyor. Tabii bu, oyunun sahnelenen bölümü; perde arkasında olup bitenler çok daha farklı. Madımak yangınından sonraki insan yakmaları, aynı bütünün parçası. İstanbul’un Fatih ilçesinde bir dizi birahane yakıldı bir dönem. Neyse ki bu yangınlarda yanarak can verenlerin sayısı bir kişiyle sınırlı kaldı. ‘İstanbul Kanatlarımın Altında’ adlı film bütün Türkiye’de gösterime sunulduğunda, Kayseri’deki sinemalarda da oynatılmak istendi. O günlerin Kayserisi’nin bir grup ‘hassas’, ‘duyarlı’ vatandaşı, mülkî/yerel idarece kulak ardı edilmeyen şu uyarıda bulundu: ‘‘Sinemayı içerdekilerle yakar, burayı Sivas’a çeviririz!’’ Filmi Kayseri’de yasaklayan RP’li  Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, ‘İstanbul Kanatlarımın Altında’yı İstanbul’da izledi ve basına yansıyan açıklamasında, yasaklanacak bir tarafını göremediğini söyledi.

Madımak yangınının herkesin yaşamına düşürdüğü iz, süregenliği olan bir iz. Bunun bir nedeni de bu yangının aslında hâlâ söndürülememiş olmasıdır. Türk kökenli vatandaşları yakıldığında, Almanya mağdurlardan özür diledi, evi müze yaptı ve bir de anıt dikti. Bunlar, her yangından sonra hemen yapılması gereken soğutma çalışmaları olarak kabul edilse bile önemli. Fakat Türkiye’de bütün bunlar yaşanmadı. Devlet, hükümet hâlâ soğutma çalışmalarına bile gerek duymuyor. Yakanları devlet dairelerinde istihdam ederken, ‘bu yangını gerçekten söndürelim’ diyenleri, yangına körükle gitmekle suçluyor.

Velhasıl, yangın 15 yıl gibi bir süre geride bırakılmasına rağmen, içten içe sürüyor. Yok başka bir cehennem; Madımak hâlâ ve biteviye alevler içinde, durmaksızın yanıyor.

© huseyin-simsek.com | E-Mail: huseyin.simsek@gmx.at