TÜRKÇE / DEUTSCH
Madalyonun iki yüzünde televizyon gazeteciliği!

Meslek olarak gazetecilik, uzun bir tarihten beri, adını aldığı araçtan çok daha geniş bir alanı kapsıyor. Hangi araçtan sözediyorum? Elbette gazeteden! Bizim mesleği vareden gazetedir. Yani; genelde günlük ya da haftalık (hatta aylık) yayımlanan; politikadan ekonomiye, kültür ve sanattan spora, magazinden sağlığa pek çok konuda güncel haberler içeren yazılı ve resimli haberleşme aracı!

‘Yayımlanan’ dedim, ‘basılan’ demedim. Çünkü gazete, baskı tekniğiyle doğdu, büyüdü ve gelişti. Ama artık, ‘gazete’ denilince aklımıza matbaada basılan bir haber ve fikir aracı gelmiyor. Matbaa kokusu almış sanısına kapılmayabiliyoruz hemen. Zira radyo gazeteciliği, televizyon gazeteciliği derken artık internet gazeteciliği ya da elektronik gazetecilik revaçta. ‘Yazı’nın gazetecilik dünyasındaki hükümranlığı da çoktan tarihe karıştı. Resim, fotoğraf, karikatür, görüntü kesinlikle daha şanslı.

‘Yazı’ için, ‘gazetecilikteki hükümranlığı tarihe karıştı’, dediysem de siz bunu, ‘papucu dama atıldı’ diye anlamayın sakın! Doğru; radyo gazeteciliğinde, ‘yazı’nın tahtına ‘ses’ kondu. Televizyonda görüntünün tartışılmaz bir saltanatı var. Yine de, ‘her şey yazının aleyhinde’, diyemeyiz. Zira internet gazeteciliği, (mobil haberleşme araçlarıyla süren devasa mesaj trafiği) ‘yazı’ya yeni bir hamle yaptırdı. Yani, çağımız ve geleceğin haberleşme alanında, çok yönlü iletişim araç ve tekniklerinde ses, daha çok da görüntü esas konumdaysa da ‘yazı’ direnişini sürdürüyor, yeni mevziler edinebiliyor.

Resim, insanlık tarihi bazında bakıldığında, ezeli olduğu kadar, ebedi de. Değil mi ki, ‘yazı’dan önce resim vardı! Bir yazar olarak, ‘yazıdan sonra’ diye devam etmek içimden gelmiyor doğrusu. En iyisi mi ben şimdilik, bir ifade aracı olarak resmin, ezeli ve ebedi olduğunu söylemekle yetineyim. Fotoğraf, karikatür, görüntü ezeli değildi ama ebedileşecek gibi.

‘Yazı’, iletişim alanlarında eski mevzilerini kaybetmeyi sürdürecek. Gittikçe daha alt düzeylerde, daha sınırlı kullanılacak. Benim meslekî idealimi ayakta tutan ise, yazının edebiyattaki has yeri! Şiir kaset ve albümleri; roman, öykü ve masal CD’leri... Ve her birinin elektronik alemdeki halleri... Elbette görmezden gelemem bütün bunları. Ama yazı başka; hem de bambaşka!

Gazeteciliğe, 1986 sonbaharında yazılı basınla adım attım. Haftalık bir haber dergisinde kazandım ilk paramı. Türkiye’de on iki yıllık gazetecilik hayatım oldu. Aylık, haftalık, günlük yayın organlarında çalıştım. Avusturya’ya gelmezden önceki son iki yılımda radyo gazeteciliğini de denedim. İnternet ve televizyon gazteciliğine ise Avusturya’ya geldikten sonra bulaştım. Neden, ‘bulaşmak’ fiilini kullandım? Çünkü internet ve televizyon gazeteciliği için hep ‘yarım heves’ bir tavır içindeyim. Hele internete pek ısınamadım; hayatımda, bir dayatma olarak yer alıyor.

Televizyon gazeteciliğine, Yol Tv’de başladım. Bir yılı aşkındır,  ‘Panorama Avusturya’ programını hazırlıyoruz. Ekranda yer almam pek yeni ama kavgam ya da didişmem bir hayli eski sayılır. Televizyon üzerine, 1992 yılında, Günlük Gündem gazetesinde bir dizi yazı yazdım. Bazılarının başlıklarını sıralamak bile, ekranla didişmem hakkında az çok bir fikir verir: ‘Bireyi tahrip eden modern büyücü’, ‘Tv kanallarıyla ekran bankerliği’, ‘Çağın büyücülüğü ip üstünde değil, ekranda’, ‘Tv gazeteciliği: bin nalına bir mıhına’, ‘Ekranlar, gazinocu mantığıyla malül’...

Elbette ben de ‘eyvallah’ diyorum; televizyon ve internet acayip, inanılmaz bir teknoloji! Örneğin, atom enerjisi gibi. Yani!.. Ne için ve nasıl kullanıldığına göre, müthiş yararlı veya korkunç derecede zararlı. Irak savaşına, hepimizi Amerika’nın yanında katabildikleri gibi, milyonlarca insanı zenginlerin zirvelerine karşı harekete de geçirebiliyorlar! Daha güncelden devam etmek gerekirse; televizyon denen araç, iki kanal üzerinden ve ‘Tatort’ dizisiyle Aleviler’i asırlık iftiralara bir kere daha maruz bırakabildiği gibi, bir başka kanal üzerinden 50 bin Aleviyi Köln’de bir meydanda toplamaya da yarayabiliyor.

Hayatın her alanı için geçerli olan bir şey var burada: Mükemmel bir araç, yıkıcı bir amaç için kullanıldığında, o aracı keşfedene, geliştirene ve üretene de yabancılaşır. Einstein’ın, ‘atom bombası’ ile barışıklığını düşünün! Hayatı gazetecilikle geçen biri olarak, sık sık kendime soruyorum: Dergi, gazete, radyo ve televizyonların büyük çoğunluğu bana nasıl bir duygu veriyor? Nur topu gibi bir bebeği olmuş havasında, kucağına bir ‘atom bombası’ bıraktığınızda, Einstein neler hissedecek idiyse öyle bir duygu.

© huseyin-simsek.com | E-Mail: huseyin.simsek@gmx.at