TÜRKÇE / DEUTSCH

Bir “Aydınlanmış Aleviler Hareketi”nin tam zamanı!
Aleviler, enine önemli bir hareket geliştirdiler ve bu gelişme devam ediyor. Ama artık, kelimenin gerçek anlamında dikine (boyuna) bir hareketi şahlandırma zamanıdır. Ben, buna Aydınlanmış Aleviler Hareketi denilebileceği düşüncesindeyim.

HÜSEYİN ŞİMŞEK

Ebul Vefa, Baba İlyas, Bektaş Veli, Abdal Musa, Yunus Emre, Pir Sultan... Alevice bir aydınlanmanın veya Alevi Aydınlanması’nın kilometretaşlarıdır bu isimler. Günümüzde yeniden ve yeni bir Alevi Aydınlanması’na ihtiyaç var. Son yirmi beş yıl içinde hızla büyüyen sosyal, siyasal, inançsal Alevi hareketi, enine genişleme ya da gelişmede büyük bir mesafe kaydetti. Bütün sorunlarına, eksik ve yanlışlarına rağmen, bu muazzam bir gelişmedir. Ancak derinliğine gelişmede aynı muazzam manzara çıkmıyor karşımıza. Kimi alanlarda şaşırtıcı dercede bir sığlık, kimi alanlarda kafa karışıklığı ve kaos ciddi bir düzeyde. Bu derinliğine gelişme kanalında, daha işin abc’sinde Alevilerin işi sarpa sarmış durumda. Bir: Aleviler, kendi özgün teolojilerini ve mitolojilerini, yasaklı ve baskıcı tarihlerinin tozlu raflarından ya da karanlık dehlizlerinden, zulalarından çıkarıp ortaya koyamıyor, net ve açık bir duruş, kesin bir dille sahiplenemiyor. İki: Aleviler, kendi özgün tarihlerinin nasıl bir kronolojiye sahip olduğunda bir türlü anlaşamıyor, hemfikir olamıyorlar.

Alevice bir aydınlanmanın frekanslarına yeniden girmek ve Alevice bir aydınlanmaya çağın birikimini sahiplenip yeni kanallar açmak için, en başta işin abc’sinde sarpa sarmış durumu düzeltmek şart. Çünkü, “Alevice aydınlanma” dediğimiz şey, sadece Alevi felsefe, kültür, edebiyatından değil, Aleve teolojisi, mitolojisi ile bin yılı aşkın bir zaman dilimi içinde etkin ve öncü rollerinin yön verdiği sahici yaşanmış bir tarihten de alıyor gıdasını. Kimimize göre, “sosyal yanı ağır basan bir inanç”, kimimize göre “son tahlilde bir inanç”... Yani, her halükarda işin içinde bir inanç gerçeği var. Dolayısıyla, “yaratılış teorisi” temel taşlardan biri konumundadır. Alevi inancına göre; evren, dünya ve insan nasıl var oldu? Alevi Aydınlanması’nın temelinde “yoktan var ediş” değil, “vardan var oluş” yer alır. Buradaki “var oluş”, varlığın kendini yeniden üretmesi, çoğaltması ve doğurmasıdır. Alevi inanç penceresinden buna, “varlığın doğuşu” denir. Bu çerçevede, Alevi Aydınlanması kesinlikle zamansızlık ve mekânsızlıktaki bir “zihin boşluğu” olarak tanımlanamaz. Sınırlarını çizip sınırlandırarak, zapt-ı rapt altına alarak hiçbir yere asamazsınız onu; varlığın, düşüncenin her deminde daimdir o.

Temel olanlarını sıralamak gerekirse, Alevice bir aydınlanmanın aranacağı ve bulunacağı alanlar şunlar: Alevi yaratılış teolojisinde, Alevi mitolojisinde (Kırklar Cemi kültünde), “Yol”un erkânı kapsamındaki cemlerde, Alevi önderlerin ve ozanların söz ve şiirlerinde, Alevi ortaklaşmacı yaşam (üretim ve bölüşüm) tarzında... Alevice bir aydınlanma, ancak ve ancak, bu ana frekanslardaki batınî damarı –kelimenin gerçek anlamında- yeniden yakalamakla mümkün olacaktır. Zira Aleviler, kapitalist metropollerin sömürü çarkı demek olan sayısız ve acımasız labirentlerine dağıldıkça, kendine yeten toplum dönemlerindeki ışıklarını kaybetmeye başladılar. Bu durum onları biçimci, gösterişçi kanalda yarışır hale getirdi. “Gerçeğin demi”nde olmayı mümkün kılan uyanıklık ve farkındalıkları zayıfladı. Bir Bektaş Veli, bir Yunus Emre ya da Pir Sultan’ın ulaştığı zihin ve görüş gücünün fersah fersah uzağına düştüler. Yukarıda anılan kurucu Alevi önderlerin bilimi ve insan bilincini yükseltme çabalarının taşıyıcısı olmayı, kelimenin gerçek anlamında yeterince yaygınlaştıramaz oldular. Sloganlara, sembollere tutunup yol almaya, ayakta kalmaya çalıştılar. Bu arada, Hünkâr’ın “bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” sözünü, her fırsatta tekrarlamakta kusur etmediler belki ama, kendilerine yabancı çok sayıda “batıl inanç”ı içselleştirmekten de korunamadılar. “72 millete bir nazarda bakma”yı telafuz ederken bile milliyetçilik veya şövenizmden korunmayı beceremeyenleri çok.

Alevilikte, “yol” da, “erkân” da batınîdir. Hem kurucu önderlerin ortaya koyduğu Alevi aydınlanmasını, hem de günümüzden geleceğe uzanacak yeni Alevi aydınlanma hareketini doğru anlamak için, en temel halka, “yol” ve “erkân”daki batınîliğin doğru ve eksiksiz kavranmasıdır. Alevice batınîliği, bilinçli ya da bilinçsiz bir çeşit “sırlar alemi” şeklinde tanımlayıp tanıtanlar, büyük bir çarpıtma içindedir. Her şeyin özüne, esasına yolculuk etmektir Alevice batınîlik. “Sırlar”ı mülk edinmek değil, “sırlara ermek” ve erdiği kadarıyla paylaşmaktır. “Sır perdesi”nin gerisinden, hayatın her alanına yönelik iktidarlar inşa etme mühendisliği hiç değildir. “Sır sahibi” hava ve iddialarıyla ortalığa çıkıp; bir kişi ya da topluluk adına hiyerarşik, eşitsiz, ezici ve sömürücü ilişkiler ağı kurmakla ilgisi yoktur. Araştırmacı, tarihçi edasıyla ortaya çıkıp “Alevi sırlarını açıklamak” sevdasına kapılanlar, sadece komik olabildiler. “Her şey hem ‘sır’dır her ‘alenî’dir” diyen bir Alevilik öğretisinin “sırına ermek”le ne ilgisi vardı bunun? Alevice bir “pazar açma” ile de ilgisi yoktu!

Alevi Aydınlanması’nda “gerçeğe ermek”, bilir duruma gelmek, bilgilenmektir. Ki o “gerçek”te “bir”lik vardır. Her birimizin kendi gerçeği, aynı zamanda o “gerçek”in kendisidir. Gerçeğe ermenin ereği ile kendine ermenin ereği çakışır bu yüzden. Ki bu çaba, “kutsallara karışma” değil, hayatta bir farkındalık yaratma, hayatı çözme ve dolayısıyla akıp giden zamanın peşi sıra naçar düşüp sürüklenmektense, bilinçli ve inançlı yaşamaktır. Bu yüzden Alevi Aydınlanması’nda, “bir yere kadar” diye bir şey yoktur, olamaz! “Deryada bir damla” (“deryada bir katre”) olmak, deryanın kıyısına kadar gidip şişen, kan toplayan ayaklarını dalgaların köpükleriyle yıkamak anlamında alınamaz. “Evrende bir nokta”, karanlığın kıyısına ilişik ve süsten öteye gidemeyen bir ışık hüzmesi şeklinde tanımlanamaz.

Alevi Aydınlanması deryanın kıyısında değil, sonsuz sayıda “damla” olarak içindedir, en ortasından başlayarak her bir zerresindedir. Yine bunun gibi, o “bir nokta”, öyle bir noktadır ki her şeyi içine alır. Her şeyle “bir” olmak, evren (varlık) ile bütün kalmak budur. Sonsuz evreni kendi içinde görmek, kendini sonsuz evren olarak görebilmek böyle mümkündür. Her bir “Can” ne deryanın dışında, ne de içindedir; ne “nokta”nın içinde ne de dışındadır. Her bir “Can”, deryanın ve noktanın kendisidir. Alevi Aydınlanması’nda temel mesele, “damla” ve “nokta” olmaktır. Derya ve damla, evren ve nokta, sonsuz zaman ve an (şimdi)... Derya damlada, evren noktada, sonsuz zaman “an”da (veya “şimdi”de)... Bütün bu halkalar veya eşleşmeler Alevi Aydınlanması’nda anlamlı bir yolculuğa çıkmanın düşünce ve duygu bazındaki “erkân”ını oluşturur. Ki Alevi Aydınlanması’na giden yolu, yöntemi bilmek, doğru kavramak yürümenin ilk etabıdır sadece. Zira, aydınlanmanın farkında olmak ile aydınlanmak arasında uzun bir mesafe yer alır.

Burada, “Can”ın batınî anlamlarını biraz deşmek gerekecek. Alevilerin, birbirlerine yönelik en severek kullandıkları hitap, “Can” iledir. Bu hitabın batınî anlamının hakkını vererek söylemek gerekirse, aydınlanmış bir Alevi başka bir Aleviye baktığında, zahirî (şekl-u şemale dair) olan ne varsa, hepsini bir kenara bırakmıştır. Erkek-kadın, yaşlı-genç, zengin-fakir, tanıdık-yabancı tanımlamaları geçersizdir artık. “Gerçek” ya da “öz”, bedensel görüntünün ötesindedir. Bedeni canlı kılan ruh, gönül, duygu, düşünce, bilinç; uzay ve zamanın bütün bağlayıcı sınırlamaları ve kalıplarını aşarak “Can” olur. Bedenler, “Can”ların farklı, binbir türlü taşıyıcılarıdır. “Can”da (‘batın’da) “bir” olanlar, zahirî farklılıklarını, birer eşitsizlik, üstünlük gerekçesi yapabilir mi? Yapamaz! Bu yüzden, aslına uygun bağlanan bir cemde, erkek-kadın ya da yaşlı-genç, soylu-avam yok sayılır; oradaki herkes “Can”dır. Cemi yürütecek pirler, mürşitler de dahil. Hiçbir pir, cemde bulunan “Canlar”dan rızalık almadan, posta oturamaz. Canlar, eğer gerekiyorsa, hiç tereddüt etmeden pirleri de “Dar”a kaldırabilirler.

“Can”da bir ya da eşit olmak, bedenî (maddî) varlığın ötesindeki, üstündeki, gerisindeki, içindeki ruh, gönül, duygu, düşünce, bilinçte buluşmaktır yani. Cemde beden yoktur artık, “Can” vardır. Damla, nokta, can... Tüm evren nasıl bir damlanın ya da noktanın içindeyse, tüm evren “Can”da da birlenmiştir. Evren canda, can evrende; evren cana, can evrene tanıktır. Bir canın başka bir canı duyması için fiziken bir kulağa, görmesi için fiziken bir göze ihtiyacı kalmaz. Bir canın başka bir cana gitmesi için, fiziken iki ayağını kullanıp yürümesi gerekmez. İşte aydınlanmanın Alevice frekanslarından bir diğeri budur. Bu aydınlanmanın, sadece yıllar boyu sayısızca öğretim müfredatını bir şekilde geçip diploma almakla, sadece “mürekkep yalamak”la pek bir ilgisi yok. Yani, her halükarda işin içinde ciddi bir eğitim ve öğretim var, ama bu eğitim ve öğretim “resmî müfredat”larla sınırlandırılamaz.

Bütün bu tanımlamaları sıralamaya ne gerek vardı? Gerek var, çünkü Alevi Aydınlanması’nın esasına, özüne yönelik tanımlama ve tanıtımlara dair doğru anahtar kelimelerin kullanılması şarttır. Alevi Aydınlanması’na mümkün olan en yakın noktaya ulaşmak ancak böyle mümkün olabilir. Doğru tanımları bulamayanlar, o tanımlamaların gerisindeki gerçeğin, özün, esasın kıyısından bile geçemezler. Doğru anahtar kelimelere ulaşmak ise, yolculuğun tamamını gerçekleştirmek değil, ilk adımlarından birini atmış olmaktır sadece. Ki bu yolda, düşülebilecek birçok tehlike ve tuzak söz konusudur. Bunlardan biri Alevi Aydınlanması’nı, sadece belli dönemlerdeki belirli kişilerle sabitleştirmek; farklı zaman dilimlerinde dondurmak, günümüz açısından ise bir “nazar boncuğu” gibi taşımaktır. Oysa, birçok aydınlanma hareketi gibi, Alevi Aydınlanması da süren, sonsuz veya sonrasızdır. Sürekli yenilenen, tazelenen, çoğalan, doğuran bir özelliğe sahiptir. Belirli bir zaman diliminde, belirli kişilerin mülkiyetinde asılı kalmış, günümüz ve gelecek açısından ise sabah akşam kutsanan bir “doğma”ya indirgenemez.

Aleviler, enine önemli bir hareket geliştirdiler ve bu gelişme devam ediyor. Ama artık, kelimenin gerçek anlamında dikine (boyuna) bir hareketi şahlandırma zamanıdır. Ben, buna Aydınlanmış Aleviler Hareketi denilebileceği düşüncesindeyim. Bu hareketi, geçmişin ve günümüzün sınıflı, ataerkil (erkek-egemen) toplumlarındaki “okumuş seçkinler”in, “aydınlar”ın girişimleriyle karıştırmamak lazım. Sırf, “resmî bir tedrisat”tan geçtiği ve eline bir vesika aldığı için, kendini, “ahalî”den çok “yüksek bir yer”e yerleştirmekle ilgisi yok. Bilinmezliğin boyutlarında, esrarengiz frekanslarda seyr-ü sefer etmek de değildir.

..........................................................................................................

www.wieneraleviten.at  

© huseyin-simsek.com | E-Mail: huseyin.simsek@gmx.at