TÜRKÇE / DEUTSCH
Yüzyıllar önce de “Ortadoğu projesi” vardı!
Kürtlerin, İslam’ı “kabul ediş”leri, Türklere göre oldukça erkendir. Halife Ömer’in iktidarının ilk on yılında (634-644) Suriye, Filistin, Mısır, Irak, Kürdistan, Ermenistan, İran, Azerbaycan, Horosan ele geçirilip ilhak edildi. Buralar, kapsamlı bir Arap göçüne sahne oldu. Zerdüştîlik ve Yezdîlik’in yaygın olduğu Kürdistan’la, İslam ordularının ilk teması , Musul üzerinden gerçekleşti.

HÜSEYİN ŞİMŞEK

Yüzyıllar öncesinin “Ortadoğu projesi” denilebilecek bir süreci, günümüz sıcak gelişmelerini çağrıştırdığı ve tarihsel arkaplanı sayılabileceği için, şöyle bir anımsamak ve anımsatmak istiyorum. Türklerin ve Kürtlerin İslamlaşmasının hikayesi, güncel gelişmelerden de dolayı önemli ve dikkat çekici.

İslam devletinin iç oluşumunu tamamlayıp, fetihler aracılığıyla kuzeye ve kuzeydoğuya ilerleyişi, halife Ebu Bekir dönemine kadar uzanır. Ama esas olarak, Emevî ve Abbasî imparatorlukları döneminde gerçekleşir. Mısır, Suriye, Irak, İran, Ermenistan, Kürdistan, Azerbaycan... Bütün bu coğrafyalar fethedilerek daha kuzeye doğru ilerlenir, Ceyhun nehrinin öteki yakasındaki Türkî diyarlara dayanılır. Kuzeye yönelmiş İslam-Arap ordularının önündeki üç büyük engel Bizanslılar, Sasanîler ve Hazarlardı. Karşı karşıya kaldıkları din ve inançların başında ise Zerdüştîlik, Budizm, Hıristiyanlık, Hıristiyan Nasturîlik, Yahudîlik, Maniheizm geliyordu.

Yönelinen coğrafyalarda en gelişkin veya en yaygın din (sadece Kürdistan, Irak, İran, Azerbaycan, Horosan’da değil Güney Türkmenistan’da da) Zerdüştîlik idi. İslam-Arap İslam orduları, en çok bu din (ve türevleri) ile mücadele etmek zorunda kalacaklardı. Sonraki önemli dinî engel, Uygurlar tarafından 762’de “resmî din” kabul edilen Maniheizm olacaktı.

Peki Kürtler İslam’nı ne zaman, nasıl kabul etti?

Kürtlerin, İslam’ı “kabul ediş”leri, Türklere göre oldukça erken tarihlerde gerçekleşmiştir. Halife Ömer’in iktidarının ilk on yılında (634-644) Suriye, Filistin, Mısır, Irak, Kürdistan, Ermenistan, İran, Azerbaycan, Horosan ele geçirilip ilhak edildi. Bu yeni topraklar, kapsamlı bir Arap göçüne sahne oldu. Zerdüştîlik ve Yezdîlik’in yaygın olduğu Kürdistan’la, İslam-Arap ordularının ilk teması 637’de, Musul’a bağlı Kürt nahiyeleri üzerinden gerçekleşti.

Kürt coğrafyası, bölgeye giriş kapılarından biri olmanın ağır bedelleri altında kalacaktı. Kürtlerin önemli bir kısmı dağlık bölgelere çekildi, bir kısmı kentlerde kalıp ağır vergi ödemek pahasına da olsa eski inancını korumayı tercih etti, bir kısmı ise Maveraünnehir ve Horosan bölgelerine göç etti. Sonunda, Kürtlerin ezici çoğunluğu, 642-643 yılarında İslam’ı kabul etti.

Hazar engeline takılan İslam-Arap orduları, Bizans’a yöneliyor!

Kuzeye ilerleme sürmez, zira İslam-Arap orduları, Hazarlar engeline takılır. Evet, İslam-Arap ordularının önünü en uzun süre Hazar Türkleri kesmiştir. Hazarlar, onlarca yıl Kafkaslar’dan geçit vermezler! Halife Osman döneminde başlayan Kafkaslar’a yönelme sürecinde (642-652) on yıl boyunca, defalarca Hazar Devleti’ne saldırılar düzenlendi. Ama her defasında, İslam-Arap orduları geri püskürtüldü. Bizans ve Ermenistan da Hazar Türklerinin müttefikidir. 708 yılına kadar seferlere ara verilir. Seferler, Yezid’le birlikte yeniden başlar. Sonuçsuz kalacak bu yeni seferler dönemi, 714 yılına kadar aralıksız sürdürülür.

Kafkas engelini aşamayan Arap-İslam orduları, Bizans’ın başkenti Konstantinopolis’i kuşatmaya kalkışır. Bunu fırsat bilen Hazarlar, 717 yılında saldırıya geçip Azerbaycan ve Ermenistan’ı Arap-İslam ordularından geri alır. Arap-Hazar savaşları 737 yılına kadar sürüp gitti. Halife Mervan zamanında, kılıç zoruyla Müslümanlaştırılan Hazarlar, Emevî saltanatının Abbasîler tarafından yıkılmasını fırsat bilip, Yahudiliği resmî din olarak benimsediler.

Türkî coğrafyaya kuşatma, taciz, talan süreci!

Ceyhun nehri geçilerek daha kuzeye ilerlenmesi çok riskli bulunur. Türklerin yaşadığı bu topraklara akınlar düzenleyip, talan yapılıp geri çekilinir. Böylelikle, hem Ceyhun’un öte yakasındaki topraklar tanınır, hem Türklerin gücü test edilir ve hem de onların kendi aralarındaki kavgaları (zayıf noktaları) öğrenilir. Muaviye döneminde, 673 yılında Ceyhun nehri geçilip Buhara kuşatılır. İkinci sefer Semerkant’a yapılılır. Şöyle bir dönem başlamıştır: Türklerin yaşadığı topraklar kuşatılır, taciz ve talan edilir, elde tutulur, geri verilir, tekrar ele geçirilir...

“Abbasî Devrimi”, 749’da yeni bir dönem başlattı. Türkî coğrafyanın tamamen ve kesin olarak, İslam İmparatorluğu’nun egemenliği altına girmesini sağlayacak yeni gelişmeler oldu. Liderleri Çinliler tarafından öldürülen Taşkent Türkleri, Ebu Müslim’den yardım istedi. Ebu Müslim, güçlü bir ordu gönderdi ve iki ordu Talas’ta karşı karşıya geldi. 751’de yapılan bu savaşta, henüz İslam’ı kabul etmemiş Karluk Türkleri, izleyici konumundan çıkıp “İslam orduları”nın yanında saf tutunca, Çinliler yenilgiye uğradı. Doğu ticaret yollarının denetimi Müslümanlardaydı artık.

Türkler açısından sonraki süreç, Müslüman olanlar ve olmayanlar temelinde ikiye bölünmeleri; içsavaşlara boğulmaları yönünde işledi. Türkî topraklarda, 10 binin üzerinde kale inşa edildi. Halifenin valilerine, her yıl belirlenen sayıda  Türk gençleri köle verilmek zorundaydı. Köle gençlerden, özel ordular kuruldu. Halife Mu’tasım zamanında kölelerden oluşturulan bu özel ordu 20 bin civarında kişiden oluşuyordu. Çok sayıda Türk komutan da bulundurulur oldu. Halife Mu’tasım, Samara adlı yeni bir kent inşa ettirdi, bu “özel ordu”sunu oraya yerleştirdi. Aslında, “Türklerin Anadolu’nun kapılarına dayanmaları”, öncelikle bu şekilde, yani “Abbasî Halife orduları”nın içinde yer almalarıyla gerçekleşti. Abbasîler Antep, Urfa, Tarsus gibi şehirleri Bizans’ın elinden aldıklarında, buralara Türkleri yerleştirdiler.

Ki ilk Müslüman Türk devletleri de, “köle komutanlar” tarafından kurulacaktır. Karahanlılar, (840-1212), Tolunoğulları (868-903), İhşitler (935-969) ve Gazneliler (963-1187) gibi. Müslümanlığı, 950 yılında devlet olarak ilk kez kabul Karahanlılar, tam 300 yıllık bir didişmenin ardından, Türklerin tarihlerinde yeni bir sayfa açtı. İslam’ı kabul eden Türk devlet ve oymakları, bu yeni dine henüz geçiş yapmamış soydaşlarını “kâfir” ilan edip ağır bir baskı altında tutmaya, katliamlara uğratmaya başladı. 1058’de, dönemin halifesi tarafından Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey’e taç giydirilmesi, Müslümanlaşmış Türkler’in “kâfir soydaşlar”a karşı kesin “zafer”inin de ilanı olacaktı.

Kürtlerle Türklerin Müslüman olduktan sonraki halleri!

1000 ila 1001 yılı arasında Müslümanlaşmış Oğuzlar Maveraünnehir’e, Horosan’a, İran’a, Kürdistan’a doğru iniyordu durmadan. Bu iniş Cizre, Diyarbakır, Musul’a kadar sürdü. Ama buralara hakim olamayıp, tekrar Azerbaycan’a geri döndüler. 1038’de “Büyük Selçuklu Devleti” kuruldu. Devletin ilk hükümdarı Tuğrul Bey’e, 1058’de dönemin halifesi tarafından taç giydirildi. İslam tarihi, artık Türklerin egemenliğinde belirlenecekti!

1071’deki Malazgirt Savaşı’yla başlayarak, Anadolu adım adım Selçukluların eline geçer. Anadolu ve Yukarı Mezopotamya’da Rumlar, Ermeniler, Kürtler, Süryaniler, Gürcüler, Lazlar ve Araplar vardı. Hakim güç ise 1021’den beri Bizans’tı. Türklerin akınlarına maruz kaldığında, Bizans’ın ağır baskısından yaka silken bölgenin yerleşik halkları Ermeniler, Süryaniler ve Kürtler, Bizans’tan yana tavır almaya yanaşmadılar. Tersine, Türklerin 1071 Malazgirt Savaşı’yla Anadolu’ya kalıcı şekilde akışlarını, “akınlar düzenleme aşaması”ndan “yerleşip kalma aşaması”na çıkmasını kolaylaştırdılar. Türkler, bu koşullar içinde 1075’te İznik’e kadar dayandı.

Büyük Selçuklu Devleti’nin komutanlarından biri olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah, İznik’i alır almaz, burayı başkent yapıp yeni bir devletin kuruluşunu ilan etti: Anadolu Selçuklu Devleti! Böylece, Büyük Selçuklu Devleti ile ondan kopan Anadolu Selçuklu Devleti arasında süren uzun savaşlar dönemi başladı. 1084 yılına kadar, her şey Anadolu Selçuklu Devleti’nin lehine gelişti. “Büyük Selçuklu Devleti”, en güçlü dönemini Melikşah zamanında yaşamıştı. Onun 1092’de ölümünden sonra Kirman, Horosan, Irak, Suriye Selçuklu devletleri olarak birden fazla devlete bölündü ve 1157 yılında yıkıldı.

Anadolu’daki egemenlik Anadolu Selçuklu Devleti ile Danişmendliler arasında el değiştirip durdu bir süre. Ardından da Mogollar’ın egemenliğini tanıdı. Bu, aynı zamanda, Babaîlerîn Anadolu’nun tarih sahnesine çıktığı bir dönem olacaktı. Bu önemli süreci, sonraki yazıda irdeleyeceğim.

www.hallac.org
huseyin.simsek@gmx.at

© huseyin-simsek.com | E-Mail: huseyin.simsek@gmx.at