TÜRKÇE / DEUTSCH

Deviren ve devrilen dinler!

 
Viyana’da yaşayan aratırmacı-yazar Rıza Algül‘ün önce, “Aleviliğin Sosyal Mücadeledeki Yeri“ ve “Geçmiş ve Gelecek Gözüyle Alevilik“ adlı kitapları yayımlandı. Rıza Algül, içinden geldiği ve sosyal yanı ağır basan bir inanca, farklı bir yaklaşım sunmak için kaleme sarılmış bir araştırmacı. “Dinler ve Devrimler“, yazarın üçüncü ve en son yayımlanan eseri. Bu kitabında, üç bin yıllık dinler tarihine dalıyor yazar.

Cumhuriyet Kitapları yayıncılık tarafından yayımlanan Algül‘ün “Dinler ve Devrimler“ adlı kitabı, insanlığın bütün zamanlarına damgasını vuran iki toplumsal olguyu ele alır. Ele aldığı konular dolayısıyla, hem tarihi, hem de oldukça aktüel bir çalışma. Dinler ve devrimler, önce çakışarak, sonra çatışarak insanlığın bütün bir tarihsel, toplumsal kaderini belirleye gelmedi mi?

Tarihe şöyle bir baktığınızda, dinler ve devrimler, madalyonun iki yüzü gibi bir görüntü verir. Ki bu görüntü, bir göz yanılsamasının değil, gerçek bir kaynağın ürünüdür. Öte yandan, madalyonun iki yüzü gibi duran, bütün konular pek riskli ve tehlikelidir. Sürekli, madalyonun bir yüzünü görme tuzağıyla karşı karşıya kalınır çünkü. Beri tarafta, madalyonun bir yüzünü gösterme, gerçekleri ters-yüz etmekte, insanların pek medet umduğu bir yöntemdir.

Rıza Algül‘ün “Dinler ve Devrimler“ adlı çalışması, sol ve sosyalist hareketin, din ve devrim konusunda, madalyonun tek yüzünü görme ve gösterme yanlılarına dikkat çekiyor. Çalışmanın aktüelliği, sadece dinlerin ve devrimlerin, insanlık açısından hâlâ etkin olmasından dolayı değil, bir de bu gerçekten besleniyor. Elbette, sol ve sosyalist hareketin, din ve devrim konusunda, madalyonun iki yüzünü görecek bir bakış açısına kavuşmasının altını çizen çalışmalar, tartışmalar yıllardan beri yapılıyor. Algül‘ün yaptığı bir ilk değil. O, süren bir çabaya, kendince bir katkı sunuyor. Tartışanların önüne, tarihin değişik dönemlerinden veriler koyuyor. Bu yönüyle bir kaynakça olmayı başarıyor.

Yeni dönemde, dinlerle devrimlerin ilişkisi konusunda, eski kaba, şabloncu bakış açımızı, Latin Amerika ve Güney Afrika devrimcileri sarsmaya başladı sayılır. Her biri kendi ülkelerinde süren devrime, belli bir dini inancın perceresinden bakarak, devrim cephesinde dine inananlara da bir alan açmaya çalışarak, “Kurtuluş Teolojisi“ olarak literatürdeki yerini çoktan alan akımı geliştirdi.

Türkiyeli devrimcilerin ekseriyeti, Karl Marks‘ın, “Doğunun tarihi bir dinler tarihidir“ demesine aldırmadan, cümlenin yeraldığı metnin tamamını bir kenara bırakarak, işin kolayına kaçıp, “din halkın afyonudur“ tanımını, madalyonun öteki yüzünü kapatmak için kullandılar. Marks‘ın, Engels‘in yaklaşımının özünü yoksayıp, dinleri, kitlelerin örgütlendirilip, yönlendirilerek harekete geçirilmesi için gördükleri işlevleri görmezlikten gelip, gereksiz ve ilgisiz alanlar ilan edip, sorunu hallettiklerini sandılar. Oysa öncüler için halledilmiş, aşılmış her sorun, halk kitleleri açısından aşılmış olmuyor. Bunu anlayamayan devrimciler, işte böyle gün gelip, halksız kalıyor.

Marks ve Engels‘in dine yaklaşımını öz kaynaklarından ve bir bütünlük içinde okumak ve doğru anlamak gerekiyor. Yaşadığımız topraklardaki halk hareketlerini, devrimci kalkışmaları, bütün yönleriyle bilmek zorundayız. Rıza Algül‘ün “Dinler ve Devrimler“ adlı kitabı, bunu özendirecek bir çalışma olmasıyla da önemli.

(Hüseyin Şimşek, Öneri gazetesi)

© huseyin-simsek.com | E-Mail: huseyin.simsek@gmx.at