TÜRKÇE / DEUTSCH

Ah Armıdan, Oy Fırat, Hey İstanbul

Erzincan'ın Armıdan köyünde doğan Ermeni yazar Hagop Mıntzuri'nin öngörüsü gerçekleşiyor. "Yazdıklarım özgünlük taşıyorsa, toprağın altında kalmış olsalar da aranır, bulunur, gün ışığına çıkarılır. Yazı ölmez, yazı ölümsüzdür" demişti. Anadolu'da sürgün vermiş Ermeni köy edebiyatına, yıllarca uzak kaldık, Hatta bütünüyle, habersizdik. Perde, yavaş yavaş aralanmaya başladı.

Tarih Vakfı Yurt Yayınları arasında ve 1994'te yayımlanan "İstanbul Anıları 1897–1940" adlı kitabından sonra, istemeden ömrünün büyük bölümünü İstanbul'da geçiren Hagop Mıntzuri'nin, kimi öyküleri de basıldı. Aras Yayınları'nın, "Armıdan Fırat'ın Öte Yanı" adıyla yayımladığı kitabı, önceki gibi yine, Getronagan Lisesi Müdiresi Silva Kuyumcuyan Türkçeye çevirmiş. Gelişmeler gösteriyor ki, bundan Sonra "Ermeni köy edebiyatı" ve "Türkçede Ermeni edebiyatı" daha bol verili ve kapsamlı olarak gündemimize oturacak.

Ermeni köy edebiyatıyla ilgili kaynaklar, gelişme aşaması olarak 19. yüzyılın sonlarını işaret ediyor. Bölge olarak ise daha çok Van, Muş ve Elazığ'da yoğunlaşma vardı. Ermeni edebiyatının Anadolu'daki öncüsü olanak kabul gören Hırimyan Hayrik, Van'da bir matbaa bile kurmuştu. "Öncü Hayrik ama çığır açan Karekin Sırvantsdyants'tır" denir. 1860–1915 yılları arasında yaşayan Harputlu Harutyunyan'ın öğrencileri arasından da birçok Ermeni yazar yetişti. Ermeni köy edebiyatı kapsamında anılanların içinde Palulu Melkon Gülciyan, Malkaralı Garo, Muşlu M. Keham yer alıyor.

Mıntzuri, Anadolu'daki Ermeni köy edebiyatında önemli bir yere sahip. Onun için yapılan, İstanbul’da "köylü kalmakta ısrar ederek yazan" tanımlaması, boşuna değil. İlk kitabının, "bir köylünün İstanbul anıları" olarak anılması da öyle. İstanbul’da Beşiktaş, Ortaköy ve Kınalı ada’da oturan Mıntzuri, büyük kentin sofralarına bile alıştıramadı kendini. Çatallı-bıçaklı yemek davetlerini hep reddetti. Ziyaretlerini, yemek sonralarına getirmek için, özel çaba harcadı. Buna rağmen, yemeklere denk geldiğinde, hep tok olduğunu söyledi. İstanbul’un görkemi, onu zerre kadar cezbetmedi. Ama Armıdan'dan söz açılmaya görsün, bütün sıkılganlığını bir kenara bırakır, Fırat'ın coşkunluğuna kapılıverirdi.
Köylü kalmaktaki inadını, o dönemdeki kimi gerekçelerini anlamakla birlikte, çoğumuz sonuç itibarıyla onaylamayız. Ama sorun bu mu? Mıntzuri'nin yazarlığının kendine has özellikleri sıralandığında, ulaşılması gereken öz ortaya çıkıyor.

Mıntzuri'nin yazılarının tümü, 300'ün üzerinde. Bunların büyük bölümü, İstanbul’da yayımlanan Ermenice günlük gazete Marmara'da yer aldı. Yazılarını ilk kez, 1959'da ve "Mavi Işık" adıyla kitaplaştırdı. Bunu Armıdan, Turna Nereden Gelirsin, Yaşamış Olduğum Yerler adlı eserler izledi.

Hagop Mıntzuri, bir otodidakt. Ne biliyorduysa, okul eğitimi görmeden öğrendi. Öykülerinin genelinden çıkan ilk sonuçlardan biri şudur: Bir Anadolu insanı olarak, sadece Ermeni cemaatine ait değildi. Türklerin, Kürtlerin, Alevilerin, Safilerin içindeydi. Dolayısıyla, anlattıklarının bu mozaik açısından belgesel değeri vardır. Öte yandan, İstanbul'u da örneğin Halit Ziya ya da Hüseyin Rahmi'den farklı yazmıştır. Öyküle halayık, saka, hamal, hamurkar, süpürgeci, ciğerci, fırıncı gibi mesleklerden insanlar, sadece ayrıntı veya çeşni olarak yer almaz.' Anadolu insanında olduğu gibi, büyük kentteki "alt tabaka" bireyinin de ayrıntılarına iner. Kısa entarili Gabanlı sazendeler, onlara eşlik eden tefçiler; Ermenice, Kürtçe, Türkçe şarkı, türkü söyleyen "taşra bülbülleri", Gosdan emmiler, Tamam Mamalar, Ermenice konuşan Poşalar, Kızılbaş Zınzınutlular, Kürt Gahmıhlılar, Türk Gosdıgalılar... Bakışı dar değildir. Sinanpaşa Camii önündeki yoksul hamal da, Tibetli doktor da, padişah Abdülhamit de yer alır yazılarında.

Yıllardır kıyılıp durulan halkların hümanizminden damıtılmış bir şölen başlıyor. Eski nehir yataklarında oyalanmaktan vazgeçip, gürül gürül akan sulara dönmenin sayısızca yollarından biri de bu şölene katılmaktır.

(Demokrasi gazetesi, 16 Haziran 1996)

© huseyin-simsek.com | E-Mail: huseyin.simsek@gmx.at