TÜRKÇE / DEUTSCH

Zara Eski Bir Yara
Kirkor Ceyhan, dünyanın değişik ülkeleri ve kentlerinde, değişik meslek ve işlerde tutunmaya çalışan bir Ermeni olarak yaşadı, ama gönlü hep doğup büyüdüğü Zara'ya bağlı kaldı. Öz yaşam öykülerinden oluşan "Seferberlik Türküleriyle Büyüdüm" adlı eseri, bunun belgesi gibi.

Eskiden, yukarı Kızılırmak bölgesinin adıydı Zara. Zamanla, Sivas-Erzincan karayolunun 73. km'sinde ve Kızılırmak'a kuzeyden karışan bir dere vadisinin sağ yamacı üzerinde kalan ilçenin adı olarak daraldı. Anadolu'da bir zamanlar Ermeni nüfusun yoğun yaşadığı, şimdi bile tek tük Ermeni'nin kaldığı başlıca yerleşim yerlerinden biri. İşte Kirkor Ceyhan, burada doğmuş, çocukluğunu burada geçirmiş Ermenilerden. Sonraki yıllarda, defalarca göç göç olacak göçler yeniden yeniden yollara dizilecek. Kirkor Ceyhan, dünyanın değişik ülkeleri ve kentlerinde, değişik meslek ve işlerde tutunmaya çalışan bir Ermeni olarak yaşadı, ama gönlü hep doğup büyüdüğü Zara'ya bağlı kaldı. Öz yaşam öykülerinden oluşan "Seferberlik Türküleriyle Büyüdüm" adlı eseri, bunun belgesi gibi.

Kim bu Kirkor Ceyhan? Biraz daha ayrıntılı tanıyalım onu.

Büyük bunalıma doğdu Ceyhan yıl, 1926 ve yer Zara. İlk eğitimi Zara'da, Gazi ve Cumhuriyet ilkokullarında gördü. Sivas ortaokulunu bitirdi. Bu yıllarda, Şımavon adlı Ermeni değirmenci, onu materyalizmle buluşturdu. Okumayı sevdi ama okula devam edemedi. Bir terzinin yanında çıraklık yaptı. Dünya klasiklerini elinden düşürmeyen Ceyhan, Sabahattin Ali, Kemal Tahir'i okudu. Hatta daha Zara'dayken hapiste olduğunu öğrendiği Kemal Tahir'e 1942'de mektup yazdı. 1949'da askerlikten terhis olur olmaz geldiği İstanbul 'da, bir yıl sonra hapisten çıkan Kemal Tahir'le bizzat tanıştı. Kesintisiz bir dostluk geliştirdiler.

Aile İstanbul'da Gedikpaşa semtine yerleşmişti. Baba Varjabed Simon, Surp Hovhannes Ermeni Kilisesi'nde zangoç, oğul Kirkor Çarşıkapı'da terziydi. 1965'te, yine ailece Ermenistan'a göç edildi. Ancak, sadece on ay kalınabildi. İstanbul' a ikinci dönüş Beyoğlu'na oldu. İş, yeni bir dükkânda yine terzilikti. 1973 'te babasını, 1974'te eşini kaybetti. 1980'de emekli olup, mesleği bıraktı ve Fransa'daki çocuklarının yanına yerleşti. Bir ayağı hep İstanbul'da ancak, halen Bonn'da yaşıyor.

O hep anlatıcıydı

Ceyhan'ınkisi, bir düzine göçün sığdırıldığı bir ömür. Ucu, dünyanın büyük bir ekonomik bunalımın içine yuvarlandığı bir döneme dayanan bir ömür. Bu bunalımdan, Anadolu'nun kendi halinde bir kasabası olan Zara da nasibini aldı. Aynı zamanda, cumhuriyet dönemi değişikliklerinin bir bir uygulamaya konduğu bir tarihi kesitti bu. Kirkor Ceyhan, adı geçen kitapta, her iki açıdan da "sıradan insanlar"ın dünyasından kesitler veriyor.

Baba Simon, o sırada asker olduğu için tehcirden kurtuldu. Ancak evinde tehcir kaçağı Ermeni saklayınca, sürgüne gönderildi. Yıllar sonra Zara'ya dönebildi. Küçük Kirkor döneminde ise ilk yer değiştirme, Zara'nın Çarşıbaşı mahallesinden Hatip mahallesine taşınmakla başladı. Tehcirden sonra, büyük araziler ve sayısız evler boş kaldı. Kalan Ermeniler'den bu evlere sığınanlar da devlet tarafından çıkartılıyordu. İşte Ceyhanlar'ın ilçe içi ilk göçü bu yüzden oldu. Oturdukları ev, "emsal-ı metruke" idi. Yani, sahibi tarafından terk edilmiş mal. Hükümet, evi boşaltıp haraç mezat sattı. Bu mahalleler arası göç bile, küçük Kirkor'a zor gelmişti. Ne kuşak çözüp taharetlendiği çöplükler, ne oyun oynadığı arkadaşlar... Hiçbir şey eskisi gibi değildi. Yalnızca Kirkor Ceyhan için değil, yediden yetmişe kalan bütün Ermeniler için, artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Kiliseleri kapatılmış, çanı ilçedeki okulun direğine asılmıştı. Teneffüs ve derslere giriş zili olarak çalınıyordu. Daha önce öğretmen olan baba Simon, artık sıvacı Sığı Usta'ydı. Anne Horik Hatun, zenginlere kilim dokuyordu. Günlük yaşam tedirginlikler, korkular, sıkıntılarla örülüydü.

Kirkor, okula başlamada isteksizdi. Zaten, bunun için Hafik'te çalışan babasının dönmesi gerekiyordu. Fakat önemli bir sorun vardı. Oynadığı aşık, üttüğü bilye, oyunda, koşmacadaki hüneri okula giden çocuklar önünde, bir hafta içinde sıfıra indi. Önce okula ve okulluya düşman oldu. Sonra, arkadaşlarının peşine takılarak, kayıtsız okullu oldu. Öğretmenin sınıftan atmalarından yılmadı, zamanla kayıtsız da olsa okullu sayıldı. Diyarbakırlı Celal Güzelses, Zaralı Halil Söyler'den eksiksiz seslendirdiği türkülerle ünlendi. Bu, cumhuriyetin kuruluşunun onuncu yılında marş bombardımanına uğratılan okulda, yıldızının parlamasını sağladı.

Öğretmen Kâşif Bey, kemanıyla çalıyor o söylüyordu. Sonra kış bastı. Baba geldi. Oğlunu, baştan ayağa giydirdi. Cumhuriyet okuluna kaydını yaptırdı. Kirkor Ceyhan, Zara'nın sokaklarında okul öncesi çamurlara belendiği günlerde bile, iyi bir anlatıcıydı. Bir yaz boyu yel ve güneşin Kösedağ'da kavurduğu çobanlar, baş çobanlar kasabaya indiklerinde, onlara olup bitenleri anlatırdı saatlerce. Çobanlar, onu bıkıp usanmadan dinlerdi.

Yerel ağızla örülü, özgün ve sıcacık bir anlatı dili var Ceyhan'ın. Bu tür ürünleri kâğıdı, baskısı, iç düzeni, tashihi bakımından özenli, az bulunur bir kaliteyle okurlara sunan Aras Yayıncılık böylece, ürünün okuyucuya ulaşırken birbirine eklenen eksik ve yanlışlarla değerinden kaybetmesini de sıfırlamış oluyor. Özellikle, mevcut kitap yayıncılık piyasasının çalışma koşul ve olanakları düşünülürse, bunun çok önemli olduğu teslim edilecektir. Zincirin halkaları çoğalıyor: Mıgırdıç Armen, Hagop Mıntzuri, Mıgırdıç Margosyan, Hraçya Koçar, Kirkor Ceyhan...

(Hüseyin Şimşek, Demokrasi gazetesi, 26.01.1997) 

© huseyin-simsek.com | E-Mail: huseyin.simsek@gmx.at