TÜRKÇE / DEUTSCH

Kızılötesini İstiyorum

‘Kızılötesini İstiyorum’ romanının baş kişisi Nurdem, ortaokulu yeni bitirmiş bir genç kızdır. Ailesi fakirdir. Nurdem büyüdükçe, fakirlik daha çok sorun olmaya başlar. Ailesinin onu sonuna kadar okutamayacağı korkusu vardır. Aile içinde çok otoriter davranan babasıyla da çatışmanın eşiğindedir. Yüksek öğrenimini tamamlamadan, evlendirileceği endişesi taşır Nurdem.

Koşullar Nurdem’i, yatılı bir lise seçeneğine doğru yönlendirir. Bu yaşa kadar hiç düşünmemişken, ilerde hemşire olmak üzere, yatılı sağlık lisesi sınavına girer. İki önemli nedeni vardır Nurdem’in: Ailesi fakir olduğu için, lise ve üniversiteye devam edemeyebilirdi. Öte yandan, babanın aşırı otoritesinden bir an önce kurtulmalıydı.

Babanın olaydan haberi yoktur. Nurdem sınavı kazanır. Olaydan sonradan haberdar edilen baba, kızını yatılı okula vermeye kesin bir dille karşı çıkar. Hem kendisinin onayı alınmadığı için kızgındır, hem de kızını gözünün önünden ayırmak istemez. Yatılı okuldan yana annenin içi de rahat değildir, ama başka çarelerinin olmadığını da kabul eder. Ne ‘git’, ne de ‘gitme’ der; kızını, babasının hiddetinden korumaya çalışır sadece.

Nurdem’in yardım isteyeceği tek kişi ablası Esra’dır. Ne var ki onun babalarını ikna etmesi zordur. Babasının onaylamadığı bir evlilik yapmıştır yıllar önce. Nedim adlı bir gençle evlenmek için evi terk etmiştir. Baba, küçük kızı Nurdem’in de böyle yapacağından korkar ve çok sıkı tutmaya çalışır. Nurdem’in evden uzaklaşmasını kabul etmez. Yatılı lise sorunu kördüğüm olur. Bu sırada, Nedim’in eski arkadaşlarından Kenan, tekrar aralarına katılır. İstanbul’a yeni dönmüş, haftalık bir haber dergisinde işbaşı yapmıştır. Olaydan haberdar edilir edilmez, Nurdem’e yardımcı olacağını söyler.

Kenan’ın, Nedim’in, Esra’nın genç militanlık yaptıkları yıllarda, Nurdem çocuktu. Esra, parti binasında yapılan kültürel etkinliklere sık sık Nurdem’i de getirirdi. Kenan ise sık sık yakındaki lunaparka götürürdü onu. Yıllar sonra tekrar karşılaştıklarında, dünün o çocuk Nurdem’inin yerinde artık bir genç kız vardır. Genç ama umutsuz bir kız! Nurdem’de kendi kayıp gençliğini bulan Kenan, ona umut aşılamaya başlar.

Nurdem, yatılı sağlık lisesinde

Kolay olmaz ama Nurdem, yatılı sağlık lisesine kaydolur sonunda. Bir pazartesi günü okula başlar; sınıfını öğrenir, odasına yerleşir. Kayıt işlemlerini yaparken karşılaştıkları Alev dışında, tanıdık kimse çıkmaz. İlk gece, ağlayanlar olur. Sınıftaki ilk gün, öğretmen ve öğrencilerle tanışmayla geçer. Nurdem, yeni arkadaşlar edinmede zorlanacağını, ilk günden anlar. Hızlı ilişki kuramayan bir insan olduğuna karar verir. Tek tanıdık saydığı Alev, daha ilk günlerde okulu sorun yapmaya başlar ve bir hafta içinde bırakır gider. 

Okula yeni bir müdür atanır. Öğrencilere yaptığı tanışma konuşmasında, ‘’eğitim, her şeyden önce terbiyedir’’, der. Nurdem’in içine korku salar bu. Burada, daha büyük bir otoriteye mi maruz kalacaktı yoksa? Yeni müdürden sonra, yeni öğrenciler de gelir. Hepsi üst sınıf öğrencisi. Hemen alt sınıflar üzerinde bir otorite kurmaya girişirler. Nurdemler, onlara ‘abla’ diye hitap etmek zorunda kalır. Yeni müdür, okuldaki disiplini bu ‘ablalar’ üzerinden sağlamayı tercih eder. Okula yeni başlayan Nurdemler, henüz uyum sağlayamadan, kendilerini bir çatışmanın içinde bulur. Daha büyük bir aileye gelmişti Nurdem. Birçok baba vardı. ‘Ablalar’ ise istemediğiniz kadar. Doludan kaçarken, fırtınaya mı yakalanmıştı?

Dışarda hayat farklı devam ediyor

Esra, hapisteki kocası Nedim’i ziyarete gidiyor her hafta, sık sık Kenan’la buluşuyor. Nurdem, ev iznine çıktığı bazı hafta sonları onlara katılıyordu. Nurdem, okulda yaşadığı sıkıntıları Kenan’a anlatmak istemez şimdilik. Baba otoritesinden daha büyük, devasa bir kuşatmayla boğuşmaya devam eder. İlk yıl ‘Ablalar’a uyum sağlamakla geçer. İdareyle pek bir sorun yaşanmaz. Sıkıcı, sıkıntılı ama olaysız bir ilk yıl!

İkinci yıl, Nurdem’in artık bir sırdaşı vardır: Mine. En özel sıkıntılarını açarlar birbirlerine. Mine, Nurdem’in tersine çok canlı, hareketli bir kızdır. Kimsenin kendisini sevmediğini düşünen Nurdem’in havasını da değiştirmektedir yavaş yavaş. İkinci yılın en gözde sıkıntısı, İngilizce öğretmeni tarafından yaşatılır. İngilizce öğretmeni, her dersinin yarı zamanını din bilgisine ayırmaya başlamıştır. O ne zaman konuşmaya başlasa, Nurdem kendini sırat köprüsünün üstünde ya da cehennemin kapısında hayal etmeye başlıyordu. Ayla, bir derste anlatılanlara güler. Öğretmen teneffüslerde, onunla özel konuşmaya başlar. Ayla, kısa süre sonra namaz kılar, mescide devam eder. İki ay sonra, eski haline döner ve ‘Ablalar’dan dayak yer. Bunalımdadır Ayla.

Öğretmenlerin çoğunun, öğrencileri dini açıdan ‘eğitme’yi ikinci görev edindiği, ikinci yıl içinde çok açık olarak ortaya çıkar. Kot ve dar pantolon giyenler, namaz kılmayanlar kınanmaya başlar. İlerde hemşire olmak için eğitim gören öğrenciler arasında, çalışmanın kadını küçülttüüğünü düşünenler çıkar. Memeleri sallanıyor diye, öğrencilerin ip atlamaları yasaklanır. Öğrencilerin çoğu dindar olma seferberliğine katılır, küçük bir grup ayak sürter.

Nurdem bu dönemde, üst sınıfta okuyan Elif’le arkadaşlık kurar. Elif, dinlerin kadına bakışını anlatan bir kitap verir Nurdem’e. Nurdem, kitabı okudukça allak bullak olur. Kenan’a mektuplar yazmaya başlar. Bir hafta sonu buluşurlar. Kenan, Nurdem’in okuldaki sıkıntıları abarttığını söyler. Oysa, aile reisi olarak babası bir tarafa, okul idaresi başka bir tarafa çekiyorken, Nurdem’in beklentileri ortada kalmıştı. Yatılı okul, istediği yaşamı tutturamayacağı başka bir alandı artık.

Sakıncalı kitap okumanın cezası sürgün

Öğrencilerden Birgül, okul bahçesinde ‘sakıncalı bir kitap’ okurken yakalanır Müdür’e. Müdür, Birgül’ün arkadaşlarını toplayıp, ‘’Birgül Kürt bir bölücü ve Allahsız’’, der ve uyarır. Birgül, yemekhanede ‘Ablalar’dan dayak yer. Ama kışkırtıcılık yaptığı ileri sürülerek, disipline yine o verilir.  Birgül’e sahip çıkma dürtüsüyle, Nurdem’in de içinde yer aldığı küçük bir grup oluşur.

İkinci yılın ikinci yarısında Birgül’ün cezası açıklanır. Şeriat devletine karşı çıkan bir profesörün kitabını okuduğu için, başka bir okula sürgün gönderilir. Dışarda da olaylar vardır. İstanbul/Taksim meydanında, 16 Mart öğrenci katliamını protesto gösterisi yapılmış, Kenan yaralı olarak hastaneye kaldırılmıştır. Olayı televizyondan duyan Nurdem, okuldan kaçmayı planlar. Gidip, Kenan’a hemşirelik yapmak ister. O planını uygulayamadan, Kenan hastaneden taburcu edilip askere alınır; meğer Kenan, asker kaçağı bir gazeteciymiş!

‘Dindar’-‘laik’ grup arasında gidip gelen Ayla, intihar eder sonunda. Kendini yatakhanenin penceresinden aşağıya atar. Bu intihar, okulda şok etkisi yaratır. Müdür, müfettişlerin gelişini beklerken çok sıkıntılı, gergin ve kızgındır. Okul idaresiyle arası iyi olan bütün öğrenciler, Nurdemler’in odasından alındı. 68 numaralı oda, ‘’laik/Allahsız’’ adıyla anılır oldu.

Nurdemler gazetelerde

Nurdemler, okulda olup bitenleri basına yansıtmaya karar verir. Dört kişi, hafta sonu gazetelerden birinin muhabiriyle görüşür. Muhabir anlatılanları önemser ve öğrencileri gazete merkezine götürür. ‘Resimsiz haber olmaz’ derler. Nurdem ve Mine, kafalarına kukuleta geçirerek poz verir sonunda. Haberin yayımlanıp yaymlanmadığını, Mine’nin ablası takip edecektir. İkinci yıl biter, haber çıkmaz. Bu arada Nurdem, Kenan’dan bir telefon alır. Haziran başında döneceğini söyler Kenan.

Nurdem, iyi bir tatil geçirir, okula neşeli döner. Kenan’ın eski sevgilisinin, bir kaza sonucu felç olması bile canını sıkmaz. Hatta bundan gizli bir sevinç bile duyar. ‘’Rana’nın gölgesi Kenan’ın üzerinden kalktı’’, diye.

Ayla’nın intiharı üzerine okulda başlayan sükunet havası, üçüncü yılın başında da sürer. İdare çok dikkatli, ‘Ablalar’ tembihli. Bu durum, ilk hafta sonu iznine kadar sürecektir. Gazete, okulla ilgili haberi yayımlamıştır. Nurdem’in ünlü hırkası, Mine’nin kabanı onları ele vermiş bile. Müdür, başka bir gazeteden muhabir çağırmıştı hemen. Aynı öğrencilerle, karşı-haber yaptıracaktı. Nurdem ve Mine, önceki açıklamalarının yalan olduğunu kabul etmez, susarlar sadece. Nurdem, bir kez daha kaçmayı planlar. Ama bu kez Mine’yi yalnız bırakmak istemez. 68 numaralı oda, ‘Ablalar’ tarafından talan edilir. Nurdem ve Mine, ayrı ayrı ve uzak şehirlere sürgün edilir.

Nurdem yeni okulunda

Nurdem’in sürgün edildiği yeni okulun müdürü kadındır. ‘Laik’ ve sert bir idareci. Okulu, bir kışladan farksız yönetmektedir. Nurdem, ilk aylarını kavga ve gürültüden uzak, yani rahat geçirir. Ama okumaya ilgisi azalmıştır, ders notları kötüdür artık.

Bir gün erkek öğretmenlerden biri (Cemil Bey) bir öğreciyi taczeder. Nurdem, şikayetçi olmalarını önerir ama kimse buna yanaşmaz. Aynı öğretmen, başka bir öğrenciyi çarşı izninde bir erkek gençle konuşurken gödüğünde, ‘’orospu mu olacaksın’’, diyecektir. Başka bir gün, Müdire hanım, tuvalette kanlı bir pet görünce, bütün ögrencileri toplar. Regl olanların öne çıkmasını emreder. Öne çıkan 17 öğrenci, ev ve çarşı izni yasağı alır.

Perihan adlı öğrenci, okuldan firar eder ama yakalanıp, geri getirilir. Müdire hanım, ona bekaret kontrolü yaptırır. Perihan sinir krizleri geçirmektedir. Derslerden birinde, bu yüzden öğrenciler Tacim Bey adlı öğretmenle tartışır. Daha önce bir öğretmenin taczine maruz kalan Ümran, tam anlamıyla isyan eder. Perihan, zaten sürekli kriz halindedir. Ümran, Perihan’ın koluna girip, sınıfı terk eder. Tacim Bey, onları bulup getirmesi için Nurdem’i gönderir arkalarından.

Nurdem tuvalete, yatak odasına bakar bulamaz. Nöbetçi öğrenci hastaneye gittiklerini söyler ama Nurdem onların izine orada da rastlamaz. Hastaneden çıkıp, şaşkınlık içinde kentin sokaklarına dalar. ‘’Onları bulmadan dönmek yok’’, diye söylenir içinden. Her fırsatta, ‘’okulu bırakmayı sakın düşünme’’, diyen Kenan’ın soluğunu ensesinde hissederek, bir düzüne sokağı geride bırakır. Okul artık çok uzaklardadır.

© huseyin-simsek.com | E-Mail: huseyin.simsek@gmx.at