Dostluk Postası | St.Pölten, 2025 – “Geldik, çalıştık, kaldık.” Bazen sadece bu üç kelimeyle özetlenir Türk işçilerinin Avrupa’ya göç hikâyesi. Ama gerçek çok daha derin, çok daha renkli. Çünkü her pasaport kontrolünden geçen bavulda yalnızca giysi yoktu; hayaller vardı. Her fabrika vardiyasında yalnızca ter dökülmedi; gelecek kuruldu.
1960’larda “misafir işçi” olarak gelenler, zamanla bu toprakların ayrılmaz bir parçası oldular. Sadece çalışmadılar; ürettiler, düşündüler, kurdular, yazdılar, konuştular, yön verdiler. Kimileri market açtı, kimileri makale yazdı. Biri spor sahasında adını duyurdu, biri parlamentoda yasa yazdı.
Bu yazı dizisi, işte o sessiz başarıların sesi olacak. Bu haftaki Başarı Hikâyemiz: Hüseyin A. Şimşek, Zindandan Gurbetin Kalemine!
Bir yanı köyde, diğer yanı şehirde
1962 yılında Erzincan’ın Tercan ilçesine bağlı Yavanenci mezrasında, yalın ama derin anlamlarla örülü bir hayatın içine doğdu Hüseyin A. Şimşek. Okul yoktu mezrada; çocukluğu çobanların sessizliğiyle, taş evlerin rüzgârla çatlayan duvarları arasında geçti. Okuma yazmaya olan hevesi, atalarının köyü Güzbulak’a yürüyerek taşınan bir umutla başladı. Eğitim, onun için sadece bilgi değil; kaderin seyrini değiştirme mücadelesiydi.
Henüz on yaşında ailesinden ayrılarak Tercan’daki parasız yatılı okulda okumaya başladı. Kışın karlar altında, yazın kavrulmuş topraklarda geçen o yalnızlık, iç dünyasında derin izler bıraktı. Her dönüşte annesinin elleri, her gidişte ardında bırakılan dağlar, şiir ve romanlarında yıllar sonra filizlenecek duyguların ilk tohumlarıydı.
1974’te ailesi İstanbul-Tuzla’ya göç etti. O ise ortaokul bitene dek her tatilde gidip geldi. Bir yanı köyde, diğer yanı şehirde kaldı. Bu kırık geçiş, onun ruhunun mayası oldu: ne tam köyde, ne tam şehirde, ama her ikisinin de özlemiyle büyüyen bir ruh.
Gençliğin Karanlığı: Darbe ve Zindan
1980’de liseyi bitirdiği günlerde Türkiye, askeri darbenin karanlığına gömüldü. Henüz 19 yaşında gözaltına alındı ve beş yıl boyunca Metris Cezaevi’nde kaldı. Gençliği demir kapılar arkasında geçti; ama hayal gücü özgürlükte büyüdü. Hapiste yazmaya başladı. Kelimeler onun nefesi, hikâyeler hayatta kalma biçimi oldu.
Gazeteciliğin Yolu
1987’de özgürlüğe kavuştuğunda kalemi çoktan kimliğine dönüşmüştü. İstanbul’da gazeteciliğe başladı; “2000’e Doğru”, “Nokta”, “Cumhuriyet”, “Aydınlık” gibi yayınlarda çalıştı. Onlarca gazete, dergi, radyo ve yayınevinde iz bıraktı. Her yazısında susturulanların sözcüsü oldu. Ama kalemi yüzünden yeniden yargılandı, tehdit edildi. Sonunda bu kez ailesiyle birlikte Avusturya’ya göç etti.
Sürgünde Yeni Bir Başlangıç
1998’de Viyana’ya yerleştiğinde elinde sadece kalemi vardı. Ama o kalem, yeni bir hayatın kapılarını araladı. 1999’da, uzun yıllar ayakta kalan Öneri Gazetesi’ni kurdu. Bu gazete, yalnızca haber veren bir mecra değil; göçmenlerin sorunlarını, özlemlerini ve başarılarını dile getiren bir platform oldu. Benim de gazetecilik deneyimi yaşadığım, sayfalarını defalarca ter dökerek hazırladığım o gazete, birçok insan için hem bir okul hem bir sığınaktı.
Şimşek bununla yetinmedi; televizyon programları hazırladı, belgeseller çekti. Avusturya Alevileri ve Tercan-Tuzlaçayı Alevileri belgeselleri, diaspora tarihinin önemli belgeleri arasına girdi.
İki Dilde Yazmak, İki Dünyaya Seslenmek
Avusturya’da hem Türkçe hem de Almanca eserler verdi.1987’de özgürlüğe kavuştuğunda kalemi artık kimliğine dönüşmüştü. İstanbul’da gazeteciliğe başladı. Dergilerde, gazetelerde, radyolarda çalıştı. Yazdıklarıyla susturulmak istenenlerin sesi oldu. Ama tehditler, davalar peşini bırakmadı. Çareyi ailesiyle birlikte Avusturya’ya yerleşmekte buldu.
Viyana’da yeni bir hayata başladı. Burada yalnızca gurbetin yükünü taşımadı, aynı zamanda göçmenlerin sesi oldu. Uzun yıllar süren Öneri Gazetesi deneyimi, diaspora için hem bir okul hem de bir hafıza işlevi gördü. Televizyon programları, belgeseller, araştırmalarla üretmeye devam etti.
Kitaplarla Kurulan Köprü
Şimşek’in yolculuğu yalnızca kişisel bir başarı hikâyesi değil; aynı zamanda bir hafıza inşasıdır. Kalemiyle hem Türkiye’ye hem Avusturya’ya seslendi.
Onun eserlerinden bazıları:
- Hapiste Doğanlar – 12 Eylül’de hamile kadınların ve bebeklerinin hikâyesi.
- Ayrımı Bol Bir Yoldu Metris – Zindanın içinden bir gençliğin romanı.
- Diyarbakır Kanadıkça İstanbul Boğulur – Türkiye tarihinin kanlı panoraması.
- Askıda Hayatlar – Viyana’da sığınmacıların kırılgan hikâyeleri.
- Temize Çekilmez Aşk – 25 şiirle “aşk”ın dili.
- Avusturya Alevileri ve Türkiye’den Avusturya’ya Göçün 50 Yılı – Göç ve inanç tarihine ışık tutan çalışmalar.
- Yüzünüz Karşı Duvar, Sömürge Kentlerin Aysız Geceleri, Ateşinsan – Şiirle ve araştırmayla insanlık halleri.
- Kızılötesi Rengini İsteyen Kız ve Eylül Şifresi – Roman aracılığıyla tarihsel dönemeçlere yolculuk.
Bu kitaplar yalnızca edebi bir üretim değil, aynı zamanda hem Türkiye’nin karanlık yıllarına hem de gurbetin yalnızlığına tanıklık eden birer bellek taşıdır.
Bir Umut Hikâyesi
Bugün Hüseyin A. Şimşek, hâlâ yazıyor, araştırıyor, üretiyor. Taşra yalnızlığından, zindan karanlığından ve gurbet sürgününden geçen bir hayatı; kitaplarla, belgesellerle, gazetelerle aydınlığa taşıdı. Onun hikâyesi bize şunu hatırlatıyor: Başarı, yalnızca ulaşılan nokta değildir. Başarı, baskılara rağmen susmamak, zorluklara rağmen yazmak ve geleceğe bir iz bırakmaktır.
Hüseyin A. Şimşek’in öyküsü, gurbetin yalnızlığını yaşayan herkese umut aşılıyor: “Gurbet sadece ayrılık değil, bazen de yeniden doğmaktır. Sen de gurbetin yükünü taşıyorsan, bil ki kalemin, emeğin, hayalin seni yeniden doğurabilir.”

