Çağına tanıklık eden romanlar

Tomris Pural, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu. Özel sektörde 35 yıl boyunca üst düzey yöneticilik yaptı. Yanı sıra eğitim sektöründe öğretmen olarak da çalıştı. Emekli olunca, Ağustos 2010’dan itibaren edebiyat ve araştırma alanlarında yazmaya başladı. Yayımlanan beş kitabının üçü roman, biri deneme ve biri de araştırma-incelemedir. Edebiyatla ilgili kaleme aldığı inceleme yazılarından biri, “Çağına Tanıklık Eden Romanlar” başlığını taşır. Pural, bu başlık altında “12 Mart ve 12 Eylül roman ve romancılarının genel karakteristik özellikleri vardır” ve 12 Mart Muhtırası ile 12 Eylül Askeri Darbesi dönemlerini konu edinmiş romanları mercek altına alır.

Pural, 12 Mart ile 12 Eylül edebiyatı arasında önemli farklar bulunduğuna değinir. Bu dönemlerin edebiyatı, hem okurları hem de yazarları birbirinden ayırmıştır. Yine de her iki dönem edebiyatını bir bütünün parçaları olarak ele almaktan yanadır. Çünkü ne de olsa, 12 Mart ve 12 Eylül’ün ortak temel amaçları vardı.

Edebiyatçıların büyük bir kısmı iktidarla yakınlaştı

12 Mart Muhtırası ve 12 Eylül Darbesi dönemlerinin çalkantılı yapısını anlatan romanların genellikle “12 Mart romanları” ve “12 Eylül romanları” olarak tanımlandığını vurgulayan Pural’a göre, yaşanan gelişmeler yeni yaşam tarzlarını oluşturduğu gibi, yeni bir yazar türünü de ortaya çıkarmıştır. Edebiyatçıların büyük bir kısmı, sanatsal ideolojilerden uzaklaşarak iktidarla yakınlaşmışlardır. Zira bu kolay ve tehlikesiz bir yoldu.

“1980 Darbesi’nin edebiyatımız üzerinde bıraktığı en önemli etki, romanlarda toplumsaldan bireyselliğe, ideal olandan gerçekçi olana, klasik roman kurgusundan postmodern gibi muğlak bir kurguya geçilmesi oldu. Bu yeni duruma geçilirken, roman anlatım tekniğinde mecaz ve istihzaya daha fazla önem verilmeye başlandı. Ayrıca bu dönemde roman kurgusu içinde cinsellik konusu da daha fazla işlenip ön plana çıkarılmaya çalışıldı” der Pural.

Ona göre liberal yazarlar, kurulan yeni düzene kolayca uyum sağlamıştır. İnsanların menfaat uğruna, kolay ve hızlı bir şekilde fikir değiştirdikleri özellikle bu dönemlerde çok rastlanan bir olgudur. İdeolojiler ve fikirler, paranın ve gücün yönüne göre zayıf insanlarda kolay yön değiştirirler. Bu olgu bizim toplumumuzda fazlasıyla görülebilmektedir.

Boyun eğmeyip direnen edebiyatçılar

Pural’a göre yükselen sol hareketin 12 Mart ile birlikte ezilip sindirilmesi edebiyatta politik roman döneminin başlamasına neden olmuştur. Yeni ortama boyun eğmeyip direnen birçok edebiyatçılar ise gözaltına alınıp tutuklanmış ve haklarında davalar açılmış, önemli bir kesimi mahkûm olmuştur. Bazı yazarlar ise çareyi yurt dışına kaçmakta bulmuş ve uzun yıllar sürgün hayatı yaşamak zorunda kalmışlardır. Küçük yayıncılar ve kitapevleri kapanmak zorunda bırakılmıştır. Kültürel birikim çeşitli şekillerde kıyım ve kırımdan geçirilerek yok edilmek istenmiştir.

Dolayısıyla dönemin politik ve kültürel düzlemi içinde yazılan ve daha ziyade sol söylem ağırlıklı romanlar, popüler bir kimlik içine yerleştirilmiştir. Yine de her iki dönemin boyun eğmeyen edebiyatçıları tarfından kaleme alınan romanların tümünü aynı kefeye koymak yanlış bir değerlendirmeye yol açar. İçlerinde örnek gösterilecek nitelikte sosyolojik değer taşıyan romanlar olduğu gibi, buna karşılık bir kısmı kısa yollu taklitçilikten öteye gidemeyen çalışmalardır.

Çetin Altan’ın 12 Mart sonrasında basılan ilk roman özelliğini taşıyan “Büyük Gözaltı” isimli eserini anarak, bu romanın işkence, gözaltı ve hapishane süreçlerine odaklandığını vurgular. 12 Mart Muhtırası’nın ardından, “12 Mart romanı” şeklinde anılan bir roman türünün ortaya çıkmasında Erdal Öz’ün “Yaralısın”, İlhan Selçuk’un “Ziverbey Köşkü” ve Sevgi Soysal’ın “Şafak” isimli romanları öncülük rolü verir. Adalet Ağaoğlu’nun yazmış olduğu “Dar Zamanlar Üçlemesi” (Ölmeye Yatmak – 1973, Bir Düğün Gecesi – 1979 ve Hayır -1987) isimli üç romanını ekler bunlara.

12 Eylül’ü yazan romancıların sayısı sanıldığından daha fazla olduğunu belirten Pural’ın, her iki dönemde sistemle bütünleşmeyen yazarlara ve yazdıkları eserlere örnek olarak – yukarıda zikredilenlere ek olarak – sıraladıkları arasında şunlar yer alır:

Oya Baydar (Sıcak Külleri Kaldı, Hiçbiryere Dönüş), Pınar Kür (Yarın Yarın), Füruzan (Kırk Yedi’liler, Güz Mevsimi), Ayla Kutlu (Tutsaklar, Ateş Üstünde Yürümek), Emine Işınsu (Sancı), Alev Alatlı (İşkenceci), Latife Tekin (Gece Dersleri), Nazlı Eray (Arzu Sapağında İnecek Var, Sis Kelebekleri), Tezer Özlü Kıral (Çocukluğun Soğuk Geceleri), Gürsel Korat (Ay Şarkısı), Erendiz Atasü (Gençliğin O Yakıcı Mevsimi), Bilge Karasu (Gece), Sevinç Çokum (Zor), Süheyla Acar (Yağmurun Yedi Yüzü), Aysel Özakın (Genç Kız ve Ölüm, Alnında Mavi Kuşlar), Feride Çiçekoğlu (Uçurtmayı Vurmasınlar), Ayşegül Devecioğlu (Kuş Diline Öykünen), Şöhret Baltaş (Koşarken Yavaşlar Gibi), Melih Cevdet Anday (Gizli Emir), Vedat Türkali (Bir Gün Tek Başına), Samim Kocagöz (Tartışma, Mor Ötesi), Erdal Öz (Yaralısın, Gülünün Solduğu Akşam), Oktay Rıfat (Bir Kadının Penceresi), Erhan Bener (Sisli Yaz), Yılmaz Güney (Salpa, Sanık, Hücrem), Tarık Dursun K. (Gün Döndü), Demirtaş Ceyhun (Yağmur Sıcağı), Demir Özlü (Bir Uzun Sonbahar), Bekir Yıldız (Darbe), Erhan Bener (Sisli Yaz), Hüseyin A. Şimşek (Ayrımı Bol Bir Yoldu Metris, Eylül Şifresi), Halil Genç (Koyabilmek Adını), Nihat Genç (Dar Alanda Tufan), Tahir Abacı (İkinci Adım), Öner Yağcı (Turnalar), Kaan Arslanoğlu (Devrimciler, Kimlik), Osman Akınhay (Gün Ağarmasa)...

Pural’ın  yazısının son paragrafı şöyle: “12 Mart ve 12 Eylül’de çekilen onca acı, Viktor Hugo’nun, ‘Büyük acılar büyük yazarlar doğurur’sözü maalesef tam anlamıyla gerçekleşemedi. Büyük yazarlar yetiştirilemedi ama onun yerine ‘liberal yazarlar’ piyasaya çıktı. (…) Bazılarına liberalden bozma liboş’ kelimesi dahi kullanılır oldu.”*

……………………

* https://tomrispural.wixsite.com/sitem/12-mart-12-eyluel